‘’Kitaplar Arasında’’ sohbetlerinde ‘’Kültür Denen Şey’’ konuşuldu

Boğaziçi Üniversitesi’nin entelektüel canlılığından ilham alarak oluşturulan BU+ etkinlikleri kapsamında düzenlenen Kitaplar Arasında söyleşi dizisi, 2 Şubat’ta Beyoğlu Homer Kitabevi’nde yeni konuklarını ağırladı. Söyleşi, hem dünyada hem Türkiye’de yapılan araştırmalar ışığında antropolojinin araştırma gündemlerinin bir haritasını sunan “Kültür Denen Şey” (Metis Yayınları) başlıklı kitabı yayına hazırlayan Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ayfer Bartu Candan’ın yanı sıra, akademisyen Cenk Özbay ve kitaba yazılarıyla katkıda bulunan Berna Yazıcı, Fırat Genç, Maral Erol, Ayşecan Terzioğlu ve Yağmur Nuhrat’ın katılımıyla gerçekleşti.
Kenan Özcan

Söyleşinin açılışında Ayfer Bartu Candan, kitabın fikir olarak ortaya çıkışından bahsederek söze başladı. Candan, 1998 yılında Türkiye’ye dönüp Boğaziçi Üniversitesi’nde ders vermeye başladığında antropolojinin giderek artan bir ilgi ve heyecan uyandırdığını gözlemlediğini belirtti. Antropolojinin böyle bir cazibesinin oluşumunda “kültür” kavramının etkisini açıklayan Ayfer Bartu Candan, antropoloji disiplininin de odağında olan “kültür” kavramının yıllar içinde dönüşmesi, çeşitlenmesi ve zenginleşmesinin bu kitap için çıkış noktası olduğunun altını çizdi. Kitabın, antropolojiyi ve farklı alt dallarını tanıtacak bir çalışma olduğunu dile getiren Ayfer Bartu Candan şu ifadeleri sözlerine ekledi: “Kitapta yer alan makaleler kendi konularında bir düşünce tarihi sunarken, antropoloji disipliniyle alakalı klasik ve güncel tartışmaları kapsamaktalar. Bu bağlamda çalışmamız antropolojiyle ilgili yeni sorulara ve tartışmalara ilham vermeyi amaçlıyor.”

Candan, antropolojinin bir bilim olarak Batı-dışı insan topluluklarına odaklanan bir disiplin şeklinde ortaya çıktığını ancak 1960’larla beraber değişerek kendi tarihiyle hesaplaşabilen ve varsayımlarını, metotlarını yapı bozumuna uğratabilen bir araştırma alanı haline geldiğini açıkladı. Bu dönüşümde pek çok politik hareketin, sömürgecilik sonrası dünyada meydana gelen dinamiklerin, kadın hareketinin ve bilgi-iktidar arasındaki ilişkiyi sorgulayan çalışmaların etkili olduğunu ifade eden Ayfer Bartu Candan etnografik metodun pek çok sosyal bilimi de etkilemeye başladığını vurguladı.

Son olarak Türkiye’deki antropolojinin tarihinden bahseden Ayfer Bartu Candan, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş aşamasında antropolojinin önem kazandığını, bu dönemde disiplinin özellikle ulus-devlet inşasıyla ilintili görüldüğünü aktardı. Ayfer Bartu Candan, Türkiye’de antropolojinin bilim olarak ortaya çıkışında önemli gördüğü iki kadın antropolog Behice Boran ve Mübeccel Kıray’ı, ayrıca Boğaziçi Üniversitesi’nde “Sosyal Antropoloji” derslerini başlatarak Türkiye’de farklı bir antropoloji geleneği oluşturduğuna inandığı Nükhet Sirman’ın isimlerini anarak konuşmasını noktaladı.
 

“Çeşitli alanlardan sosyal bilimciler, antropolojinin yöntemlerinden yararlanıyor.”

Kitaba “Devlet Antropolojisi” makalesiyle katkıda bulunan Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nde dersler veren Doç. Dr. Berna Yazıcı ise çalışmalarını özetleyerek şu ifadeleri kullandı: “Ülkemizde sosyal bilimlerin farklı alanları arasında oluşturulan çeşitli ayrımlar söz konusu. Örneğin, antropolojiye yalnız popüler kültürü çalışıyormuş gibi yaklaşımlarda bulunuluyor ve “devlet” de makro çalışmaların konusuymuş ve soyut bir kavrammış gibi düşünülüyor. Oysaki hepimiz devleti gündelik hayatımızda deneyimliyoruz ve bu deneyim biçimlerinin incelenmesinde antropolojinin katkıları oldukça büyük.”

Kitapta “İş Antropoloji” başlığını ele alan Cenk Özbay, Boğaziçi Üniversitesi’nin ciddi bir sosyal bilim geleneği oluşturduğuna dikkat çekerek sözlerine başladı. Etnografi metodunun kent bilimcileri, sosyologlar, medya çalışmaları gibi çeşitli alanlardan araştırmacılar tarafından ödünç alınmasının antropolojinin önemini ve kuvvetini gösterdiğini işaret eden Özbay; “iş antropolojisi” kavramından bahsederek son yıllarda bu alt alanın antropoloji içerisinde ön plana çıkmaya başladığının altını çizdi. Cenk Özbay; “hizmet sektörünün ön plana çıkması, fabrika çalışanlarının sayısının azalması, yeni iş yerlerinin varlığı ve teknolojinin gelişmesiyle paralel olarak etnografi yapılabilecek alanların çeşitlendiğinden ve antropolojinin bu gelişmelerin anlamlandırılması sürecinde faydalı bir rol oynayabileceğinden” bahsetti.

Kitapta “Kent Çalışmaları ve Antropoloji” başlıklı makalesinin yer aldığı Fırat Genç, kent çalışmaları içerisindeki kuramsal tartışmaları katılımcılara aktardı. Bu tartışmalar yeni araştırma alanları açtığı için etnografik yöntemlerin bu araştırma alanlarında kullanılabileceğini ortaya koyan Fırat Genç; mekânı, olayların içinde geliştiği bir kap gibi değil de mekânsal örüntülerin toplumsal ilişkileri nasıl şekillendirdiğini düşünmenin kent çalışmaları için bir çığır açtığından bahsederek, kentin ne olduğu ve sınırlarının nasıl belirlendiği gibi kuramsal sorularda antropolojinin katkılarına değindi. 

“Dil Antropoloji” bölümünü yazan Yağmur Nuhrat ise dilin Türkiye’de çalışan antropologların çoğunun esas meselesi olmadığından fakat sosyo-kültürel antropolojiyle pek çok yönden ortaklığının inşa edilebileceğinden söz etti. Bu ortaklığın dil ve iktidar arasındaki ilişkiyi ortaya çıkardığına dikkat çeken Yağmur Nuhrat, “nötr bir referans aracı olarak değil de ilişkileri kuran pratik şeklinde anlaşılmaya başlandığı zaman dilin verimli, zengin bir konu haline geldiğini” belirterek konuşmasını noktaladı.  

 

“Bilimsel bilginin nasıl üretildiğini etnografik çalışmalarla incelemek mümkün”

“Sağlık Antropoloji” makalesinin ortak yazarlarından Ayşecan Terzioğlu, bu alandaki çalışmalarının oluşumunda önemli gördüğü Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden Prof. Dr. Belgin Tekçe’yi anarak konuşmasına başladı. Sağlık ve kültür arasındaki bağları kurmanın kolay olmayabileceğinden bahseden Terzioğlu, Batı tıbbına yönelik sosyal bilimden gelen eleştirel bakışın antropoloji ile gerçekleştiğini aktardı. Terzioğlu ayrıca Türkiye’de sağlık antropolojisi çalışmalarının 1980’lerde ve 1990’larda anti-natalist politikaların ışığında sosyologlar ve demografi araştırmacıları tarafından başlatıldığına değindi.

Son olarak “Sağlık Antropolojisi” kısmının ortak yazarlarından Maral Erol, bilimsel bilginin nasıl üretildiği sorunsalında antropolojinin yeni yollar açabileceğini konuşmasının merkezine taşıdı. Bilimsel bilginin pozitivist gelenekle bağdaştırılabilecek “pek sorgulanmayan” yönünü açmada sosyal bilimlerin rolünü açıklayan Maral Erol, bilim insanlarının kendi aralarında bilgi üretmesinin ve bu bilginin hangi kategoriler dahilinde bilimsel kabul edildiğinin incelenmesinin etnografik çalışmalarla mümkün olabileceğini dile getirdi. Maral Erol, antropolojinin tıbbın içine girmesi dolayısıyla sosyal bilimler ve tıp alanları arasındaki ilişkinin muğlaklaşması ile bilim, teknoloji ve toplum alanlarında ilginç araştırma sonuçları doğurabileceğini aktararak sözlerini tamamladı. 

Haber: Yılmaz Yeniler / Kurumsal İletişim Ofisi
Fotoğraflar: Kenan Özcan