Koronavirüs salgını tüm yönleriyle tartışıldı

Koronavirüs salgının sosyal, ekonomik ve politik etkileri "COVID-19 Odaklı Sosyal Bilimler Araştırmaları Çalıştayı"nda tartışıldı. Çalıştayda Türkiye'de sosyal bilimler alanında COVID-19 odaklı çalışmaları olan, 6 üniversiteden 10 ayrı araştırma grubundan uzman, çalışmalarının yöntem ve bulgularını paylaştı. Etkinlikte konuşan Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceyhun Elgin, gelişmemiş ülkelerin ekonomi destek paketlerinin, gelişmiş olanlara göre çok geride kaldığını belirtirken; Uluslararası Ticaret Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Arhan S. Ertan ise 1.500 kişiyle yapılan anket sonucuna göre geleceğe olumlu bakanların, salgın önlemlerini daha yeterli bulduğunu söyledi.

TÜBİTAK-ARDEB-1001 programı ile desteklenen "COVID-19 Salgının Getirdiği Belirsizliklerin Sosyal, Ekonomik ve Politik Tercihler ve Davranış Kalıplarına Etkileri: Risk Algısının Rolü" başlıklı proje kapsamında ''COVID-19 Odaklı Sosyal Bilimler Araştırmaları Çalıştayı'' 2 Nisan'da düzenlendi. Projenin yürütücüsü Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Arhan S. Ertan'ın bulgularını paylaştığı çalıştayda, Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceyhun Elgin ise 168 ülkenin salgın sürecinde açıkladığı destek paketleriyle ilgili oluşturdukları veri tabanından yola çıkarak analizlerini sundu.

“OLUMLU BAKANLAR ÖNLEMLERİ YETERLİ BULUYOR”

Sunumunda, TÜBİTAK tarafından ARDEB 1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında yürütülen “COVID-19 Salgının Getirdiği Belirsizliklerin Sosyal, Ekonomik ve Politik Tercihler ve Davranış Kalıplarına Etkileri: Risk Algısının Rolü” projesinin sonuçlarını anlatan Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Arhan S. Ertan şunları söyledi:

"Belirsizliğin bireylerde yarattığı en önemli etkilerin başında risk algısının yükselmesi geliyor. Bu durumun insanların davranış ve tercihlerindeki etkisinin incelenebilmesi için öncelikle ahlaki açıdan sorumlu hissedilen insan grubu anlamına gelen “ahlaki çember” üzerindeki etkilerini anlamak gerekiyor. Doç. Dr. Osman Sabri Kıratlı ve Doç. Dr. Hamid Akın Ünver ile birlikte yaptığımız anketin sonuçlarına göre geleceğe olumlu bakanlar, Koronavirüs ile ilgili alınan önlemleri daha yeterli buluyor. Pandemiyle aldığı bilgilerin yanlış olduğunu görenlerinse gelecekle ilgili beklentisi daha negatif. Ayrıca ekonomik açıdan önlemleri yeterli bulanların daha fazla harcama yaptığı yönünde de bir sonuç çıkıyor. Pandemiyle ilgili bilgilerinin yanlış çıktığını görenlerse daha az tasarruf ediyor. Sağlıkla ilgili endişe duyanların da yardımseverliğinin arttığını tespit ettik. Sonuçlar bunlar arasında bir korelasyon olduğunu gösteriyor. Ama neden-sonuç ilişkisi kurmak için daha detaylı analiz gerekiyor."

“ÇEVRİMİÇİ ALIŞVERİŞ ÜST GELİRLİLERLE SINIRLI”

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ) Doç. Dr. Elif Karaosmanoğlu, “Pandemi Sürecinde Tüketim Alışkanlıklarımız, Kırılganlıklarımız ve Gelecekteki Tüketimimizde Bireysel mi Sosyal Mekanizmalar mı Yardımcımız?” başlığını taşıyan ve pandemi sürecinde bireylerin tüketim alışkanlıklarında değişimi etkileyen mekanizmaları anlamlandırmayı hedefleyen araştırmanın sonuçlarını değerlendirdi. Salgının birinci ve ikinci dalgalarındaki süreci irdeleyen bir anket çalışması gerçekleştirdiklerini ifade eden Karaosmanoğlu, düşük gelirlilerin online alışveriş yerine fiziksel mağazalardan alışveriş yapmaya devam ettiklerini, genel kanının aksine online alışverişin üst gelir gruplarıyla sınırlı kaldığının altını çizdi. Karaosmanoğlu; sosyal medya, alışveriş bağımlılığı ve yeme bağımlılığı olarak ölçülen tüketim örüntüsü değişkenliklerinde birinci ve ikinci dalga arasında zamanla bozulma gerçekleştiğini belirterek şunları söyledi:

"Anket sonuçlarına göre, salgın sürecindeki sosyal medya bağımlılığı tüketicilerin psikolojik esenliğini olumsuz etkiliyor. Ayrıca online alışveriş bağımlılığı artsa da bunun psikolojik esenlik üzerine anlamlı bir etkisi bulunmuyor. Yeme bağımlılığının ise sosyal izolasyonun yüksek olduğu durularda, psikolojik esenliği artırdığı görüldü. Diğer sonuçlara göre, tüketicilerin yaşadıkları kırılganlıkların psikolojik esenlik üzerindeki etkileri stres ile düzenleniyor. Yani gerek ekonomik gerek psikolojik kırılganlık hisseden tüketicilerin psikolojik esenlikleri artan stres ile birlikte daha olumsuz etkileniyor. Psikolojik kırılganlık hisseden bireylerin, toplum yanlısı davranışlar geliştirdikleri de söylenebilir. Bu durum yaşadıkları olumsuzluklara adapte olmaya çalışırken çevreleriyle daha olumlu ilişkiler kurabildiklerine işaret ediyor.”

“YANLIŞ BİLGİDE UZMAN DESTEĞİNE İHTİYAÇ VAR”

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Emre Erdoğan, “İnfodemi ile Etkin Mücadele İçin Bireylerin Yanlış Bilgi Karşısındaki Tutumlarının ve Bu Tutumların Belirleyicilerinin Araştırılması: COVID-19 Örneği” başlığını taşıyan ve Temmuz 2020 ile Ocak 2021 arasında gerçekleşmiş Twitter veri analizi, derinlemesine görüşme ve anket çalışmaları olmak üzere üç aşamadan oluşan araştırmanın sonuçlarını sundu. COVID-19 salgınının boyutu ve aciliyeti nedeniyle yanlış bilgi sorununu daha fazla belirginleştirdiğini ifade eden Emre Erdoğan, “Yanlış bilginin yayılması sosyal bir durum: Toplumsal, siyasi ve ekonomik bağlamdan etkileniyor. Psikolojik, kültürel, davranışsal, bilişsel ayakları mevcut. Bu durumlarla kesişen birçok farklı öykünün ortaya çıktığını görüyoruz. Bilgi alışverişine salgın başında yoğun, panik, kaygı, endişe, korku gibi duyguların eşlik etmesi de önemli bir etken. Yanlış bilgi paylaştığımızın farkında değiliz. Bilgiyi doğrulamadan paylaşıyoruz, nadiren sosyal medyada ama en çok yakın çevremizle paylaşıyoruz. Paylaşırken bilgilendirme, koruma, yanlışı düzeltme, dayanışma, tepki duyurma, sosyalleşme, iyi vatandaşlık gibi motivasyonlarımız var. Doğrulama yapamıyoruz çünkü kendi mantığımıza ve önceki bilgilerimize güveniyor, yeni gelen bilgiye güvenmiyoruz. Paylaştığımızda sonuçlarını düşünmüyoruz, düşünmemek için haberlerden kaçınabiliyoruz. Yanlış bilgiyle mücadele konusunda siyasi bağlardan bağımsız, bilimsel, tarafsız ve kapsayıcı, yetkin, çıkar ilişkilerinden bağımsız ve güvenilebilir uzman bilgisine ihtiyacımız var” diye konuştu.

“168 ÜLKEDEN VERİ TABANI OLUŞTURDUK”

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceyhun Elgin ise Koronavirüs salgının iktisat için yeni bir laboratuvar oluşturduğunu belirtti. 168 ülkenin 2020’de açıkladığı ekonomik paketlerle ilgili gelişmiş bir veri tabanı oluşturdukları bilgisini paylaşan Prof. Dr. Elgin, buradan yola çıkarak elde edilen bulguları anlattı:

“Koronavirüs salgını iktisat için adeta bir laboratuvar alanı oluşturuyor. İktisadi durgunluk ülkeleri yeni para politikaları takip etmelerinin yanı sıra, destek paketleri açıklamak zorunda da bıraktı. ABD’de Kongre onayıyla 1.9 trilyon dolarlık bir destek paketi açıklandı. Bunun içinde doğrudan para yardımları da yer alıyor. Geliştirdiğimiz veri tabanı güncel bir şekilde 168 ülkenin destek paketlerini barındırıyor. Bu sayede çok yeni analizler yapmak mümkün hale geldi. En yoksul 42 ülke ile en zengin 42 ülkenin paketleri arasında çok ciddi bir ayrışma var. IMF’in (Uluslararası Para Fonu) pandemiden daha fazla kayıp yaşayacağını öngördüğü ülkeler daha büyük paketler açıklarken, gelişmiş ülkeler paketleri sayesinde daha az etkilendi. Gelişmiş ülkeler, açıkladıkları destek paketleriyle, 2020’de başlayan salgının ekonomik etkilerinden daha az zarar gördü. Büyüme oranları da bunu gösteriyor.”