Markalaşan sporda fikri mülkiyet

Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü’nün adına her sene çeşitli organizasyonlar düzenlediği Dünya Fikrî Mülkiyet Günü’nün bu yıl Boğaziçi Üniversitesi’ndeki kutlamaları Teknoloji Transfer Ofisi’nin katkılarıyla 30 Nisan’da İbrahim Bodur Oditoryumu’nda “IP ve Spor” temalı bir toplantı ile gerçekleştirildi. Toplantıda Rektör Yardımcısı Prof. Ayşın Baytan Ertüzün, Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü’nün (WIPO) Boğaziçi Üniversitesi’ni fikri mülkiyet alanında Türkiye’de odak merkez olarak konumlandırdığını belirtti. Toplantıda ilgili alanlardan uzmanların katılımlarıyla Spor Teknolojisi, Spor Girişimleri ve Spor Hukuku konuları tartışıldı.
Kenan Özcan

Toplantının açılış konuşmasını yapan Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşın Baytan Ertüzün, Dünya Fikri Mülkiyet Günü’nün 2000 yılından beri her sene 26 Nisan’da kutlandığını belirterek kutlamaların temel amacının patentlerin, telif haklarının, ticari markaların ve tasarımların dünya genelinde toplumların gelişimi üzerinde nasıl etki yarattığı konusuna farkındalık yaratmak ve fikri mülkiyet haklarının korunmasına vurgu yapmak olduğunu dile getirdi. Ertüzün, kutlamalar için bu seneki temanın ‘’Fikri Mülkiyet ve Spor’’ olduğunu ekleyerek bu başlık altında spor alanındaki buluşçuların fikri mülkiyet haklarını güvence altına almak, sporda yenilikçiliğin önünü açmak ve spor alanında yeni teknolojilerin geliştirilmesi gibi başlıkları kapsadığını ekledi.

Boğaziçi Üniversitesi’nin 2011 yılında Uluslararası Fikri Mülkiyet Yönetimi Konferansı serisini başlatarak fikri mülkiyet konusunda ülkemizde farkındalığın oluşmasına öncülük etmiş bir üniversite olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ayşın Ertüzün, Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü’nün (WIPO) Boğaziçi Üniversitesi’ni Türkiye’de odak merkez olarak konumlandırdığını belirtti. Ertüzün ayrıca 17-18 Ekim tarihlerinde düzenlenecek olan  Uluslararası Fikri Mülkiyet Yönetimi Konferansı’nın temasının ise “Fikri Mülkiyetin Ticarileşmesi: İzlenecek Yollar” olacağını açıkladı.

Spor ve Teknoloji: Bir akıllı tenis antrenman sistemi

Toplantıda buluşçu Ali Akdemir, “Bir Akıllı Tenis Antrenman Sistemi" başlıklı konuşmasında icat ettiği akıllı sistemi katılımcılara aktardı. Projesi için tenis antrenmanları sırasındaki duvar çalışmalarından yola çıktığını belirten Ali Akdemir, teniste akıllı sistemlerin kullanımı sayesinde eğitim konusunda katma değer sağlamayı, özellikle eğitmenlere destek vermeyi hedeflediğini söyledi. Akdemir projesinin detaylarını şu ifadelerle anlattı: “Tenis kortunun yarısında belli bölgelerine yapılan atışlarla antrenman yapılan bir duvar mevcut. Oluşturduğum akıllı sistem ile duvar kenarındaki hız tespit edecek çeşitli sensörler ve yüzeydeki basınç ve sürtünmeyi algılayan sensörler aracılığıyla kişinin vuruş kalitesi belirlenebilecek. Duvar yüzeyindeki farklı sensör yoğunlukları ise topun gidiş ve geliş açılarına bakarak sporcunun vuruş kalitesini skorlayabilecek. Bu akıllı sistem ayrıca alandaki kamera sistemi yardımıyla doğru duruşları ve atışları yapay zekâ ile ortaya koyup servis gibi çeşitli konularda kişinin vuruşlarına dair yönlendirmeler yapacak ve geri bildirimler sağlayacak. Sporculardan topladığı verileri kullanıp geri bildirimi yapacak yapay zekânın öğrenmesi ise eğitmenler ve profesyonel sporcularla gerçekleştirilecek.”

“Sporda taktikler için makine öğrenme algoritmaları”

Turkcell’den buluşçu Anıl Emre Çiftçi ise “Bir Taktiksel Öneri Sistemi” başlıklı konuşmasında buluşunun, teknik direktör veya antrenör önderliğinde sahada takım olarak oynana bir spor müsabakasında oyunculara yerleştirilen bir sensör ve sisteme girilen bilgiler aracılığıyla oyuncunun spor müsabakası içerisinde iken performansı hakkında bilgiyi takip ederek taktiksel bilgilerin ve performans verilerinin antrenöre yorumlanarak verilmesini sağlayan bir sistem ile ilgili olduğunu belirtti. Çiftçi sözlerine şöyle devam etti: “Bu buluşun temelini makine öğrenme algoritmaları kullanarak sporcuya ilişkin geçmiş verileri, öncesinde sisteme tanımlanmış olan beklentiler ile yorumlayan ve antrenöre özet bilgi sağlayan bir analiz birimi oluşturmaktadır.”

Bu buluşun Turkcell’in düzenlediği bir yarışmada ortaya çıkan bir fikir olduğunu söyleyen Anıl Emre Çiftçi, analiz sistemini oluşturacak makine öğrenme algoritmalarının oyuncunun eski ve güncel performansının karşılaştırılmasına olanak sağlayacağını dile getirdi. Anıl Emre Çiftçi, Türkiye’deki spor kulüplerinde uluslararası düzeyde başarılar yakalayamama sebebinin öğrenilmiş bir taktik olmadığını düşündüğünden bu algoritmaların sistemli bir taktik gelişimi için faydalı olacağını ekleyerek konuşmasını tamamladı.

Bir spor girişim hikâyesi: DUAN

2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü mezunu, girişimci ve tenis antrenörü olan Ozan Özdemir ise laktat ile ilgili ürettiği projesini katılımcılara aktardı. Laktatın vücudun enerji üretme mekanizması etrafında yan ürün olarak ortaya çıkan ve kas kasılma mekanizmaları bozan biyokimyasal bir molekül olduğunu açıklayarak konuşmasına başlayan Özdemir, performans sporcuları için laktat ölçümünün doğru yapılmasının önemine dikkat çekti. Buluşunun laktat için gerçek zamanlı ölçüm ve çoklu ölçüm avantajının elde etmeyi hedeflediğini söyleyen Özdemir, piyasada çeşitli laktat ölçüm metotları olmasına karşın laktatı ölçebilmek için sporcunun durdurulmasının gerekmesi aynı zamanda kan analizi için her sporcuya bir uzman ihtiyacının doğması sebebiyle; geleneksel metotların zaman, para ve insan kaybı olduğunu dile getirdi. Ozan Özdemir, geliştirdiği DUAN isimli cihazının bluetooth kulaklıktaki gibi kulağa sabitlenen ve kanın içine sürekli temas ederek veriyi ana cihaza sürekli gönderen bir ürün olacağını belirtti.

Son olarak hedef branşlarının futbol basketbol gibi ülkemizdeki en popüler spor dalları olduğunu ekleyen Özdemir, cihazın 2020’de başlatmayı düşündükleri Ar-Ge işlemlerini tamamlayıp DUAN’ı şirket olarak hayata geçirmeyi planladıklarını; ürünün satışını öncelikle spor merkezlerine, sağlık kuruluşlarına ve üniversitelere araştırma amaçlı gerçekleştireceklerini açıklayarak konuşmasını tamamladı.

“İmaj hakkı yalnız ünlüleri ilgilendirmiyor”

Toplantının “Spor Hukuku” başlıklı son bölümünde Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Nafi Artemel, fikri mülkiyet kavramının anlaşılması zor bir kavram olduğuna değinerek sözlerine başladı. Fikri mülkiyetin uzmanlık gerektiren bir alan olduğunu vurgulayan Artemel, yaratıcılıkla ilgili olan her konuda fikri mülkiyetin önem kazandığını, fikri mülkiyetin ticari getirisinin büyüklüğüne dikkat çekti.  

Konuşmasında fikri mülkiyetin alt başlıkları olan patent ve telif hakkı arasındaki farklara da değinen Artemel, patentin ilk defa yaratılan bir buluşla ilgili olduğunu, telif hakkının ise bir fikrin veya eserin yasalarla korunmasını sağlayan hak olarak görülebileceğine değindi. Artemel bu bağlamda bir ürünün tescil edilmeden de telif haklarıyla korunabileceğini belirtti.

Son olarak buluşçuluğun sporla pek bağdaştırılmadığını dile getiren Artemel, bu algıyı kırmak için spor alanında lisanslamanın yani marka olarak tescilin önemini vurgulayarak sözü Avukat Okan Çam’a devretti. 

DERİŞ Avukatlık Ortaklığı ortaklarından Avukat Okan Çan, “Sporda Marka ve İmaj Hakları” başlıklı konuşmasında spor hukukunda insan markaları konusunu ele aldı. İmaj hakkı ile ilgili Türk hukuk doktrininde yerleşmiş bir tanım olmadığını ancak imaj hakkının ünlü kişilerin ismi, lakabı, fotoğrafı, silueti, yüz ifadeleri yani onlarla özdeşleşmiş tüm unsurların ticari olarak kullanılmasında kontrol ve söz sahibi olma hakkı olduğunu açıkladı. İmaj hakkında önemli bir ekonomik değerin söz konusu olduğunu ve kişinin kişilik unsurlarının çeşitli ürünler üzerinde kullanılmasının ekonomik değer oluşturduğunu söyleyen Okan Çan, çeşitli örnekler vererek futbolcuların imaj hakkı kullanımı sebebiyle mesleklerinden sağladıkları kazançlardan çok daha fazla gelir elde ettiklerini ekledi. 

İmajın tüketiciye tiraj arttırma için kullanımının söz konusu olabileceğine dikkat çeken Okan Çan, ayrıca ünlü isimlerin dergi kapaklarında kullanılmasının dergi satış ortalamalarını katladığını söyledi. Okan Çan konuşmasına şöyle devam etti: “İmajın bir başka kullanım yolu ise ürünü onaylamak. Bu durum çoğunlukla reklamlarda oynayan ünlüler aracılığıyla yansıtılıyor ve ürün onayı sosyal medyanın gelişimiyle daha sık karşımıza çıkıyor. Bu sene başında yapılan bir araştırmaya göre markaların iş birliğinde en çok tercih ettiği sosyal medya platformu %65 ile Instagram çıkmış. Instagram kozmetikten, elektronik oyun ve giyim alanlarında reklam amaçlı kullanılıyor. Sosyal medyanın sürece dahil olmasıyla imaj hakkının aslında toplumun başka katmanlarına yayıldığını gözlemlemiş oluyoruz. İmaj hakkı artık yalnız ünlüleri ilgilendirmiyor.” Okan Çan, sporda imajın kullanım alanıyla ilgili son olarak sponsorluğa değinerek firmaların sponsorluğu sebebiyle sporcuların çeşitli alet ve aksesuar kullandıklarını çeşitli örneklerle açıkladı. 

İmaj hakkı konseptinin tarihine de değinen Okan Çan, İngiltere ve Fransa arasındaki Guernsey Adası’nın imaj haklarının tescilini uluslararası alanda sağlayabildiği için bu konuda bir ilk olduğunu belirtti. Okan Çan Türkiye’de fikri mülkiyet konusunda ilk davanın ise 1930’lara uzandığını, o dönem Türkiye güzeli seçilen Naşide Saffet’in fotoğrafını izinsiz kullanan bir çikolata firmasına dava açtığını anlattı.

“IP ve Spor” toplantısında ayrıca 14 Yaş Tenis Milli Takımı’ndan Birtan Duran, Kerem Özlale ve fitness koçu Cenk Kaplan katılımcıların tenis ve spor hakkında sorularını yanıtladı.