Mekâna dair bildiklerimiz ne kadar doğru?

Yerin bilgisini sorgulamaya ve mekâna dair alternatif bilgi üretmeye yönelik tasarlanan “Bilinemeyenler Okulu” 10 Eylül – 4 Kasım 2018 tarihleri arasında 4. İstanbul Tasarım Bienali’nin de desteğiyle düzenlenen atölyelerden biri oldu. Proje yöneticilerinden Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi Aylin Vartanyan, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslıhan Şenel ve Paris ENSAP Malaquais’den Susan Dunne ile projeleri üzerine konuştuk.

“Bilinemeyenler Okulu” fikri nasıl oluştu, “bilinemeyen” derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?

Aylin Vartanyan: Geleceği hayal edebilmek hiçbir zaman diliminde kolay olmadı. İçinden geçtiğimiz zaman da bize geleceğin hayal bile edemeyeceğimiz olumlu veya olumsuz sürprizlerle dolu olduğunu ima ediyor. Hele yaşadığımız şehir İstanbul’da, her sabah poğaçanızı aldığınız mahalle pastanenizin yarın orada olamayacağı hissi veya yan binanızın korkunç sesler eşliğinde her an yıkılabileceği olasılığı gündelik hayatımızın endişeleri haline gelmiş durumda. Bunun yanında dünya çapında yaşanan ekonomik ve ekolojik buhranlar da geleceği hayal etmemizi zorlaştıran ögeler. Eğitim sistemlerimiz ve müfredatlar bizi bu bilinmeyenlere hazırlamıyor ve tam tersine yaşadığımız dünyayı kapalı sınıflarda, sorgulanamaz bilgi akışı üzerinden kontrol altında tuttuğumuz yanılsamasını veriyor. Çalışmamızın temelinde hayatlarımızda bu kadar bilinemeyenler varken nasıl sağlam ve esnek kalabiliriz sorusu vardı. Bir diğer soru da mekânda farklı karşılaşmalar üzerinden deneyimlediğimiz bilinemeyenle ne yaparız, nasıl başa çıkarız veya kucaklarız idi.

Susan Dunne: “Bilinemeyen” kavramı bizim okulumuzun değerler siteminin temeli. Biz, okulumuzda bilgi ve gerçekler yerleştirmek yerine bilmemek ve bildiğini unutmaya çalışmanın yer üzerine çalışmalardaki rolünü sorgulamak üzere yola çıktık. Bir yeri beklentiler olmadan serbestçe keşfetmek bize mekânın ruhunu yeniden sorgulama fırsatı verdi. Yeni karşılaşmalar ve beklenmedik deneyimler bizlere yere dair yeni olasılıkların ve yorumların var olabileceğini gösterdi. Haritalama, yerleştirme ve performans taktikleri, etkileşim ve temsilin çeşitli düzeylerini deneme ve keşfetme olanakları tanırken bunlar aracılığıyla gerçekleşen kentsel gösteriye, oyunlara ve oyun-haritaya daha fazla insanın katılımı süreci yeniden yorumlamaya açık bıraktı.

Proje kimlerden oluşuyor ve bu insanlar nasıl bir araya geldi?

Aylin Vartanyan: Projenin çekirdek ekibi İTÜ’den Doç. Dr. Aslıhan Şenel, Elif Hant ve Buse Özçelik’den, Paris ENSAP Malaquais’den Susan Dunne ve Boğaziçi Üniversitesi’nden de Aylin Vartanyan’dan oluşuyor.  Bu ekip de sürpriz karşılaşmalar sonucu bir araya gelmiş bir ekip. Susan Dunne ile  4 yıl evvel İstanbul’da mimarlık öğrencileriyle yürüttüğü “Changing Cities” çalışmasında ortak bir arkadaşımız sayesinde tanıştık. Ayrı disiplinlerde çalışıyor olmamıza rağmen sanat, mekâna ve bir arada olmaya dair oyun bazlı çalışmalara ilgimiz bizi o projede ortaklaşmaya götürdü.

Aslıhan Şenel: Biz de Susan ile İstanbul’da ortak bir öğrencimiz aracılığıyla İTÜ’yü ziyaret ettiği sırada tanıştık. Geleneksel mimarlık ve kentsel tasarım pratiklerine karşı eleştirel yaklaşımlarımız bizi ortak çalışmaya yöneltti. Bizi yakınlaştıran şey ise üçümüzün de eğitim konusunda heyecanlarımız ve deneysel çalışmalarımız oldu diyebilirim.

Aylin Vartanyan: Çalışmaya katılanlar arasında 20 İTÜ ve 3 ENSAP Mimarlık bölümü öğrencisi, 4 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi ve bir de Sabancı Üniversitesi SU-Gender temsilcisi vardı.

Aslıhan Şenel: Çalışmayı yapacağımız kesinleşince, bizimle aynı heyecanları paylaşacağını düşündüğümüz öğrencilerimize çağrı yaptık. Alpcan Hastürk, Arda Koray, Ayşe Şirin Çakmakçı, Berçem Yıldırım, Beste Soybilge, Cemil Çalkıcı, Charlotte Gambotti, Ebru Gökçe, Ece Tamer, Elif Tepekaya, Elina Oikonomaki, Hilal Menlioğlu, Ilgın Hancıoğlu, İlknur Özer, İpek Avanoğlu, Joseph Morriseau, Karolina Theleriti, Metehan Gürsu, Nida Ekenel, Öykü Şimşek, Saadet Sonverdi, Seçil Yatan, Sema Semih, Taylan Karabaş, Tildem Kırtak, Yağmur Çil, Yasemen Akça ve Zeynep Çabuk olmak üzere, 28 kişinin daha katılmasıyla toplam 33 kişi olduk.

Tasarım Bienali ile bu projenin bağlantısı nasıl oluştu? Bir yan etkinlik mi olarak kurgulandı projeniz?

Aylin Vartanyan: Projeye katılım için başvurumuzu hazırlamaya yaklaşık bir yıl önce başladık.  İlk açıklanan listede kabul edilmemiştik.  Ancak yan bir çalışma olarak devam edeceğimiz ilan edildikten sonra projemizi bir atölye olarak tasarladık.

Aslıhan Şenel: Ana mekanlarda sergilenecek projeler arasında olmamayı bir avantaja çevirdiğimizi düşünüyoruz. Bizim projenin denenmemiş, açık uçlu ve sürece odaklı olmasından dolayı 4. İstanbul Tasarım Bienaldeki gibi bir ana sergi kurgusunda yer almak üzere seçilmemiş olmasını şimdi anlıyoruz. Tabii hazırlık ve üretim sürecinde bunu anlamakta güçlük çekmiştik. Ana mekanlarda yer verilmeyeceği ve bienalin resmî kataloğunda yer almayacağımız fakat projemizin önemli bir kesintiye rağmen destekleneceği söylendiğinde her zamanki gibi heyecanla bir atölye kurgulamaya giriştik. Atölye önce sosyal medya üzerinden ve daha sonra iki hafta bir araya gelerek yoğun üretimle bienalin hazırlık sürecinde bizce eksik kalan katılım ve etkileşime odaklandı. Yan etkinlik olmanın, merkezde ve kontrol altında olmamanın özgürlüğünü kullandık. Tüm süreci üretimle eleştiri ve üretim ile öğrenme üzere kurguladık. Üretimin süreçte belirlenmesine ve sürecin eleştirilerle dönüşmesine izin verdik. Bir galeride kapalı kalmayarak hem sürecin hem de son ürünün kentte dolaşması ve olabildiğince fazla kimseyle temas kurmasını sağladık. Bu bizim için olduğu kadar bienalin mekanlarının olduğu Beyoğlu’ndaki kentli için de bir öğrenme süreci oldu.

Susan Dunne: Atölye boyunca çalışmalarımızı civardaki sokaklarda, Bienal sergi alanları arasında yapmayı seçtik – atölyemizin spontane bir şekilde orada yaşayanlar, yoldan geçenler, ziyaretçiler, çalışanlar, öğrenciler ve diğerleriyle birlikte gerçekleşmesini istedik. Bienal, eğitim ve yer pratiklerine dair sorularımızı yeniden düşünmemize aracılık etti, haritalama ve Beyoğlu gibi bir yeri keşfetme konusunda yeni enerjiler ve sorular oluşturmamızı sağladı ve oyun, performans, yerleştirme gibi yöntemlerin yere dair anlayışımızı nasıl zenginleştirebileceğini de gösterdi. Okulumuzdaki çalışmalardan birine “tabureler taburesi” (Bienal başlığı olan “school of schools”’a bir gönderme yaparak “stool of stools”) adını verdik. Bu işte 32 adet, gizli çekmeceleri de olan minik tabureler ürettik ve bu tabureleri etkileşimli gösteri yoluyla sokaktan geçen insanlarla buluşmak için bir aksesuar olarak kullandık.  Tekil veya grup halinde sokak kenarlarında, parklarda veya avlularda bu taburelere oturarak gizli çekmecelerdeki oyunları, minik oyuncakları ve yararlı nesneleri de kullanarak yeni karşılaşmalar ve sürpriz olaylar yaşadık. Tabureler sokaktan geçenlerle etkileşimi kolaylaştırdı ve eğlenceli bir ortam yarattı. Bu 32 taburenin üzerinde birlikte ürettiğimiz, kentsel taktiklerden esinlenen, var olmanın ve görmenin farklı yönlerini temsil eden, şiirler, masallar ve hikayeleri bir araya getiren Beyoğlu’nun çok katmanlı bir haritası (Bilinemeyenler Haritası) basıldı. Kentsel gösteri ve performanslardan sonra “taburelerin taburesi” ve “bilinemeyenler haritası” herkesin bunlar üzerinden kendi alanlarını, hikayelerini, oyuncu pratiklerini  bulmaları için Akbank Sanat Galerisi’ne yerleştirildi. Harita ve tabureler yerin karmaşıklığı üzerine oyuncu bir etkileşim ve açık uçlu bir tepki üretmeye davet ediyor.

Küçük tabureler bilinmez olasılıkları taşıyan gizli çekmeceleriyle harita ise üzerinde taşıdığı sürprizli yollarla, bakışlar ve hikayelerle yerin sonsuzca yeniden anlatılabileceği, yeniden okunabileceği ve yeniden icat edilebileceği bir alan açıyor. Bizi ilgilendiren de tam da bu sürekliliği olan açık uçlu süreç. 

 “Yerin bilgisinin üretiminde yeni yollar keşfetmek”ten bahsediyorsunuz, bu bilginin klasik haliyle üretimi nasıl olmakta?

Aylin Vartanyan: Yerin veya mekânın bilgisi mimarlar, mühendisler, belediyeler, şehir planlamacıları, tarihçiler ve hatta mahalleliler tarafından yerleşik bir şekilde üretilmekte.  Özel mülklerin bilgi üretimi ise mülk sahibinin şekillendirmesiyle mümkün oluyor. Hatta okullarda ve aile içinde bile mekanlarla ilgili farklı şekillerde bilgiye maruz kalabiliyoruz.  Öğreten-öğrenen ilişkisi var oldukça mekan hakkında bize aktarılan bilgilerin sorgulanması da tıkanabiliyor.  Yaparak, gözlemleyerek ve deneyimleyerek mekanı yerinde öğrenme fırsatları genelde öğrenme sistemlerimizin içine pek entegre edilmiş değil.  Bu klasik diyebileceğimiz bilgi üretimi hayat akışımızı kolaylaştırmak veya önceden kestirilebilir yapmak için var diyebiliriz.  Ancak her birimizin o mekânla kurduğu, kurabileceği yeni etkileşim şekilleri ve bilgiyi yeniden üretme olasılığı var.  Mekânda yaptığımız yürüme, mahalleli ve gelen geçenle bağ kurma, oyunlar oynama, değişik saatlerde mekânı deneyimleme gibi etkinlikler üzerinden bu yeni yolları keşfetmeye çalıştık. Bu deneyimlerin sonunda katılımcıların kurdukları gözlem, deneyim ve ilişkilenmelerin aktarıldığı yeni bir harita çıktı. 

Aslıhan Şenel: Deneyimle haritalama diyebiliriz. Haritalama 1990’larda dünyanın tek ve hâkim bir bakıştan bilgisinin üretilmesine eleştiri olarak ortaya çıkan bir kavram. Haritalama doğası gereği kişisel deneyimi içerir, nerede olduğun ve ne gördüğünün ne bilebileceğini belirlediğini vurgulayan bir kavramdır. Geleneksel haritalar belli stratejilerle bir yerin bilgisinin nesnel ve herkes tarafından görülebilir olduğu yanılgısını yaratırlar. Aslında kimsenin hiçbir zaman göremeyeceği tanrısal uzak bir bakış açısından ve her yeri görebiliyormuş gibi çizilirler. Ama aslında oldukça seçicidirler, istediklerini gösterir istemediklerini gizlerler. En önemlisi gizlediklerini de gizlerler. Daha yakına geldiğimizde kente dair bilgimizi de sorgulamalıyız, bu bilgiyi kim üretir, kim dağıtır, kent temsillerinde kimler ve neler yok sayılır, görünmez olur? Geleneksel kent haritaları, diğer geleneksel temsiller gibi, enformel yapılı çevreyi ve kentin gündelik yaşamını göstermezler. Bu haritalarda, yaşamın bütün karmaşası ve zenginliği planlama ve inşa faaliyetlerini kolaylaştırmak üzere, mülkiyet sınırları, yollar ve anıtlar ile anıtsal binalar gibi ölçülebilir ve nesnel bilgiye indirgenir. Popüler ve mesleki haritalara bakacak olursanız, çoğunlukla ağaçlar yeşil bir alan olarak soyutlanır, kentsel bir park yeşil bile gösterilmeyebilir. Bu, yeri yaşamından kolaylıkla vazgeçebileceğimiz “boş” bir alan olarak imgelemimize yerleştirmeye neden olabiliyor.

Çizme, oyun oynama, haritalama, dans etme ve beraber hatırlama gibi çalışma biçimleri kullanıyorsunuz. Bunlar arasından bizim ilgimizi özellikle “beraber hatırlama” çekti, bunu nasıl uyguluyorsunuz bir örnek verir misiniz?

Aylin Vartanyan: Çalışmamızın ilk günü İTÜ Taşkışla Mimarlık Fakültesi’nden başlayarak Şişhane’ye kadar uzanan mekânda farklı duyusal deneyimlerle gezdikten sonra dört ana başlık altında alt gruplara ayrıldık.  Bunlardan biri de toplumsal hafıza idi.  Bu çalışmada bir İstanbullunun toplumsal hafızasında önemli bir iz bırakmış bir mekânı seçip o mekânda gelecekte var olabileceğini birlikte düşünebileceğimiz bir heykeli hayal edecektik. Her oyunda olduğu gibi ve bilinemeyenler okulunun da ruhuna uygun olarak oyun bambaşka bir hâl aldı.  Kendimizi çok bilinen bir mekândan ziyade terk edilmiş ve geride hiçbir iz bırakmamış bir mekânın hikayesini ararken bulduk.  Katılımcı mimarlık öğrencilerinden biri, bir Uzakdoğu geleneğini hatırlattı bize bu çalışmada.  Bu geleneğe göre büyük acılar ve sıkıntılar yaşamış kişi sıkıntısını yaşadığı binanın çatlaklarının içine seslenerek aktarır ve üzerini bir sıvayla örtüp bırakırmış.  Sıkıntısını veya sırrını aktaran kişi yükünden kurtulur ancak sırrı binanın derinliklerine taşınır ve gelecek nesillere aktarılırmış.  Biz de hep birlikte binanın içindeki o sırları keşfetmeyi ve bize söyleyebileceklerini dinlemeyi denedik.  Aynı bir masal dinler gibi.  Ayrıca mahalleliden de o bina hakkında bilgi almayı denedik.  Mekândaki kişisel deneyimlerimizi de paylaştık. Mekânda gezerken uydurduğumuz veya esinlendiğimiz oyuncu bir yaklaşımı da olan farklı bilgi edinme yöntemleriyle her birimiz tekil bir hikaye yarattı karşılaştığımız metruk binalarla ilgili. Biz bu deneyimi fotoğraflamaya da çalıştık. Elimizde bunlar kaldı.  Bu da kesin ve sorgulanamaz bilgiye karşı ürettiğimiz birlikte hatırlama çalışmasıydı.

Aslıhan Şenel: Haritalamamızı oluştururken de birlikte hatırlama ve hayal etmeye çalıştık. Bu iki eylem aslında birbirine çok benziyor. Çizmeye başlarken Beyoğlu’ndaki deneyimlerimizden yola çıkarak hatırladıklarımızı birer kelime ile yazıp katlayıp bir torbada topladık. Herkes torbadan çektiği kelimelerin Beyoğlu’na dair onlara hatırlattığını çizdi. Kelimeler ortak belleğimizi topluyor ve hatırlama sürecimizi canlandırıyordu. Daha sonra birbirimizin çizimlerine tepki olarak çizimlerin hatırlattıkları ve hayal ettirdiklerini çizerek eklemeye devam ettik. Yerlerin boyutlarını, ışığını, sesini, ısısını, kaslarımızda bıraktığı sızıyı çizime aktarırken bedensel belleğimiz devreye giriyordu. Bilinemeyenler haritasına bakarsanız içlerinde bir yerlerde bunları bulabilirsiniz, bu harita paylaştığımız ortak kent mekânlarını bulmaya aracılık edebilir.

Susan Dunne: Taktiksel pratikler, ister çizim ister yerleştirme ya da performans olsunlar, en başta etkileşimlilerdir – yeni ifade ve anlayış yollarını açan bu etkileşimli unsurlardır.

Projeyi Beyoğlu’nda uygulamayı seçmenizin nedeni neydi, Beyoğlu’nun çok kültürlü yapısının etkisi oldu diyebilir miyiz ve başka bölgelerde de uygulamayı düşünüyor musunuz?

 

Aylin Vartanyan: Çalışmalarımızın merkezi İTÜ Taşkışla Kampüsü’ydü. Bienal mekanlarının hemen hepsi Beyoğlu’ndaydı.  Ayrıca İstanbullu olup Beyoğlu’na değmeyen veya etkilenmeyen yoktur mantığıyla da yola çıktık. Beyoğlu hem çok kültürlü hem de çok yoğun bir hafıza mekânı. Çalışmamızın sonunda katılımcılar olarak küstüğümüz Beyoğlu ile tekrar barıştığımızı ve hatta “aşka düştüğümüzü” de kendimize itiraf edebildik.  Beyoğlu’nun ayrı bir sihri var tabii ancak belki ilerde farklı bir mekânda da benzer çalışma uygulanabilir.

Susan Dunne: Bu tarz bir atölye herhangi bir yerde de gerçekleştirilebilir. Ancak Bienal atölyeleri boyunca kullandığımız araçlar ve temsil mekanizmaları Beyoğlu’nun ruhuna içkindi. Başka bir zaman veya yerde araçlar ve temsiller de farklı olurdu, ruh ve karşılaşmalar da.

Proje ilerlerken nasıl geri dönüşler aldınız ya da projenin amaçlarına ne ölçüde ulaşabildiniz?

Aylin Vartanyan: Katılımcılar için çok derinlemesine ve biricik bir deneyimdi.  Mimarlık öğrencileri ile sosyal bilimler öğrencilerinin bir arada çalışma pratiklerini izlemek de çok keyifliydi. Benim için de mekân ve farklı etkileşimler üzerinden eşsiz bir öğrenme yolculuğu oldu.

Aslıhan Şenel: Biz Bilinemeyenler Haritasını Beyoğlu’nda üniversiteye giden çeşitli disiplinler arası ve uluslararası öğrenci gruplarıyla oynadık. Tasarım ve planlama alanlarından öğrencilerdi. Çok ilgi çekti, katılımı teşvik ettiğini ve eğlendirdiğini söylediler. Birbirinden çok farklı üretimler çıktı. Haritanın üstüne çizerek ve boyayarak haritada rotalar çizdiler ve bunun üzerine kişisel hayali, bazen eleştirel hikâyeler yazdılar. Harita Beyoğlu’nda çok zaman geçiren bizim gibi genç nüfusun buraya dair belleği, imgeleri ve hayallerini paylaşma ortamı sağladı. 

Susan Dunne: Ben atölyeden çok keyif aldım ve katılımcıların ve paylaşımda bulunduğumuz kişilerin de aynı keyfi aldığını düşünüyorum.  Mekân, insanlar ve tarih hakkında çok şey öğrendim ve ilerde de kiminle, nerede ve nasıl olduğuyla bağlantılı olarak benzer çalışmalar yapmayı umuyorum.

Daha önce de dışavurumcu sanat yoluyla kimlik ve benlik sorgulamaları yaptığınız çalışmalarınız var. Sanatın kendimiz ya da mekânımız hakkında hali hazırdaki bilgilerimizi değiştirmede, sorgulamada nasıl bir rolü oluyor?

 

Aylin Vartanyan: Dışavurumcu sanat yaklaşımında da sanat çalışmalarında da temel olarak hayata, deneyimlere bir sanatçı gözüyle bakmaya davet var.  Sanatçı bakış açısının temelinde belirlenmiş bir çerçeve içinde yaratıcılığı veya daha fazla olasılıkları nasıl mümkün kılarız sorusu var. Her sanatçı belli kısıtlarla çalışır.  Bir dansçı için bu bir sahnedir; bir müzisyen için bu kısıt notalar ve müzik enstrümanıdır; bir ressam için ise boyaları ve kanvasıdır. Ancak her sanatçı ortaya benzersiz, biricik işler çıkarır her üretiminde.  Başlangıç noktasında karşı karşıya kaldığı çerçeve sanatçıyı farklı bir üretim arayışına yönlendirir. Dolayısıyla sanat alanı anlamlı bir şekilde kullanıldığında kişisel, mekânsal veya kolektif bilgi üretimi konusunda da bize sonsuz kapılar açabilir.  Bilginin mutlak olduğu yanılsamasını bize hatırlatan bir yaklaşım bu.  Aynı etkinliği aynı grupla bir sene sonra yapacak olsak bambaşka bir çalışma ve ürün de ortaya çıkabilir.  Bilinmeyenlerin içinde dolaşmak biraz da bilgi üretiminin değişkenliğini kabul etmekle ilgili bir şey diyebiliriz. 

Susan Dunne: Dışavurumcu sanat yaklaşımının içinde yaşadığımız mekânla ve yerle ilgili anlayışımızı çoğul seslere, zıtlıklara izin verdiği sürece ve süreklilik gösterdikçe dönüştürdüğünü düşünüyorum.  İfade özgürlüğü temel bir ilke. Yerleşmiş pratikler ve dogmalar boğucu olabiliyor.  Kimlik konusunda ne diyeceğimi bilmiyorum.  Bu kelime yoğun olarak kullanılıyor.  Ben çok kimlikli bir grupta, çok kimlikli bir alanda kimlik meselelerinin çok da belirleyici olmadığı bir deneyim yaşadığımız için çok mutluydum.

 

Proje hakkında daha detaylı bilgi almak için https://aschoolofunknowables.wordpress.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

 

Galeri 3 Fotoğraf