Nâzım Hikmet doğum gününde Boğaziçi Üniversitesi’nde anıldı

15 Ocak 2019, dünya şairi Nâzım Hikmet’in 117. doğum günüydü. Nâzım Hikmet’in anısını yaşatmak, arşivini oluşturmak ve Türkiye edebiyat ortamına kattıklarını çok yönlü bir perspektifle değerlendirmek amacıyla kurulmuş olan Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, şairin 117. yaşını “Nâzım Hikmet’le Karşılaşmalar” paneliyle kutladı. 15 Ocak Salı günü Albert Long Hall’da gerçekleştirilen panelde şairin edebiyat ve sanat dünyasındaki ilişkileri tartışıldı.
Kenan Özcan

Kenan Özcan

Nâzım Hikmet’in ulusal ve uluslararası edebiyat ve sanat çevrelerinde oynadığı rolü değerlendirmek üzere düzenlenen “Nâzım Hikmet’le Karşılaşmalar” isimli panel, şairin Orhan Kemal, Kemal Tahir, Aleksandr Fadeyev, Necip Fazıl, Memet Fuat ve Vsevolod Meyerhold’la ilişkilerini içeren iki farklı oturuma ev sahipliği yaptı.

Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Murat Gülsoy, yolu Nâzım Hikmet’le kesişmiş sanatçıların şairle ilişkilerine bakmanın Hikmet’in poetikasını nasıl oluşturduğuna dair veriler elde etmede önemli kazanımlar getireceğini belirtti: “Nâzım Hikmet’in diğer yazar ve şairlerle ilişkisini incelemek edebiyat tarihini yeniden okuma imkânı veriyor. Nâzım Hikmet gibi merkezi bir figürün etkileşiminden sadece onun edebiyatının değil, diğer sanatçıların edebiyatlarının da nasıl etkilendiğini anlayabiliriz.” Edebiyatın sadece metinlerden ibaret olmadığını hatırlatan Gülsoy, bu panelin benzer anlayıştaki çalışmalar için de yeni bir çizgi oluşturabileceğini dile getirdi.

Orhan Kemal’in ustası, Kemal Tahir’in arkadaşı

Prof. Dr. Murat Gülsoy’un moderatörlüğündeki ilk oturum, Kocaeli Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Pelin Aslan Ayar’ın Orhan Kemal’in Nâzım’ı: Üstadım” başlıklı konuşmasıyla başladı. Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü olan Orhan Kemal’in düz yazıya yönelerek bugünkü Orhan Kemal olmasında Nâzım Hikmet’in başrolü oynadığını belirten Pelin Aslan Ayar, iki sanatçının aynı koğuşta kalmalarıyla başlanan usta-çırak ilişkisini şöyle anlattı: “Orhan Kemal, Nâzım’ı hem idealize eder hem de onun çocuksu yönlerini öne çıkararak onu kanlı canlı bir insan olarak göstermeye çalışır. Üstat karşısında duyulan yetersizlik hissi, Kemal’in şiirde kendini bulamamasına yol açar ve Nâzım Hikmet de onu kendini yetersiz hissettiği yerden alıp hikâyeciliğe yöneltmiştir.” Ayar, konuşmasını Nâzım Hikmet’in Orhan Kemal’in sadece edebi anlamda babası olmakla kalmadığını ve tahliye olduktan sonra da hayatında söz sahibi olduğunu paylaşarak sonlandırdı.

İstanbul Şehir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Fatih Altuğ ise, Nâzım Hikmet - Kemal Tahir ilişkisini Kemal Tahir ve Nâzım Hikmet’in Arkadaşlık Siyaseti başlıklı konuşmasıyla anlattı. İkili arasında Nâzım Hikmet’in merkezde olduğu bir ilişki olduğunu belirten Altuğ, mektuplaşmalar üzerinden Nâzım Hikmet’in belli başlı metinlerinin nasıl oluştuğunun görülebileceğini dile getirdi. Fatih Altuğ, Hikmet ve Tahir ilişkisinin çoğul bir dinamiğe sahip olduğunu ifade ederek, “Nâzım Hikmet ve Kemal Tahir’i bazen baba-oğul, bazen ağabey-kardeş, bazen de eşit iki dost gibi görüyoruz. Sadece idealize etmeye dayalı değil, karşısındakinin eksikliklerini de gören bir ilişkileri var” sözlerini ekledi.

Baskıcı sanatın karşısında Nâzım Hikmet

İlk oturumun son konuşmasını Boğaziçi Üniversitesi Türkçe Dersleri Koordinatörlüğü Öğretim Görevlisi Dr. Esra Dicle gerçekleştirdi. “Sık sık Fadayev’in Ölümünü Düşünüyorum” / Aleksandr Fadeyev ve Nâzım Hikmet Dostluğunun Söyledikleri” başlıklı konuşmasıyla Esra Dicle, Sovyet romancı ve dönemin kültürel ortamının belirleyici figürlerinden Fadeyev’in şairin hayatındaki yerini anlattı. Esra Dicle, “Fadeyev’in resmi sanatla gelgitli ilişkisi Nâzım’ın Fadeyev’le ilişkisini de yansıtır. Nâzım Hikmet bir yandan Fadeyev’e ve temsil ettiği değerlere minnetle bağlıyken, bir yandan da dönemin sanat ortamının baskıcı halinden rahatsızdır ve bunu dile getirmekten de çekinmez” ifadeleriyle Nâzım Hikmet’in Sovyetlerin resmi sanat anlayışı karşısındaki konumlanışını açıkladı. Fadeyev’in şairin hayatında hem destekleyici hem de denetleyici bir figür olarak yer aldığını ifade eden Dicle, Fadeyev’in intihar ederek ölmesinin Nâzım Hikmet’i hem ideolojik hem de kişisel olarak sarstığını belirterek konuşmasını tamamladı.

Nâzım Hikmet – Necip Fazıl Husumeti  

Doç. Dr. Zeynep Uysal’ın moderatörlüğündeki ikinci oturum ise İstanbul Şehir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Deniz Aktan Küçük’ün konuşmasıyla başladı. “Nâzım Hikmet – Necip Fazıl ‘Husumet’ini Tevfik Fikret-Mehmet Akif Polemiğiyle Okumak” başlıklı konuşmasında Deniz Aktan Küçük, Nâzım Hikmet ve Necip Fazıl arasında rekabete dayanan ilişkiyi Tevfik Fikret ve Mehmet Akif’in ikiliği üzerinden ele aldı. Nâzım Hikmet ve Necip Fazıl’ın kendi edebi kimliklerini inşa ederken Tevfik Fikret-Mehmet Akif taraflarından birini tercih etmediklerini “bu şairlere karşı hem olumlayıcı hem olumsuzlayıcı söylemler geliştirdiklerini” çeşitli yazı örnekleri ışığında ifade eden Deniz Aktan Küçük, “edebiyatın siyasetle kesiştiği yerde matematiksel kesinliği aşan bir karmaşıklık olduğunu” dile getirdi.

Bir Baba ve Bir Çırak Olarak Nâzım Hikmet

Oturumun ikinci konuşmasında İstanbul Şehir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yalçın Armağan, Nâzım Hikmet ile Memet Fuat’ın baba-oğul ilişkisine değindi. Babaya Bağ Bağışlamak: Memet Fuat’ın Nâzım Hikmet’e Yoldaşlığı,” başlıklı konuşmasında Fuat’ın Nâzım Hikmet’in eserlerini yayınlamadaki önemli katkılarını ve onun şair kimliğinin efsaneleştirilmesine karşı yürüttüğü mücadeleyi aktaran Yalçın Armağan, iyi bir baba figürü olan Nâzım Hikmet’e büyük hayranlık duymuş Memet Fuat’ın bu yoldaşlığının, “babaya bir bağ bağışlamak” şeklinde anlaşılabileceğini belirtti.  

Panelin son konuşmacısı olan Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Veysel Öztürk, Nâzım Hikmet’in Sovyetler Birliği’ne gittikten sonra değişen sanat anlayışının özellikle Meyerhold’un tiyatro kuramından nasıl etkilediğinden bahsetti. “Bir Usta Bir Çırak: Nâzım Hikmet ve Meyerhold” başlıklı konuşmasında Veysel Öztürk, Nâzım Hikmet’in yurda dönüşüyle bu etkileşimi de taşıdığını, Muhsin Ertuğrul’un ricasıyla sahnelenen Kafatası isimli oyununun “Nâzım’ın Sovyetler Birliği’nde etkileşime açık şekilde gelişen düşüncelerinin ve oradan edindiği tiyatro anlayışının yansıması” olarak okunabileceğini sözlerine ekledi.

Etkinlik, konuşmacılara soruların yöneltilmesinin ardından sona erdi.

Haber: Yılmaz Yeniler, Gizem Seher / Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan

 

Galeri 4 Fotoğraf