Pelin Esmer (’95): “Yönetmen olmak için telefonunuzu alıp sokağa çıkın”

Evde kalmak isteyen, evden çıkmak istese de çıkamayan ya da küçük bir köyden dünyaya açılan karakterleri anlatan Pelin Esmer’in filmleri, evlerimize kapandığımız bugünlerde yeniden izlemek için öne çıkan filmler arasında yer alıyor. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu Pelin Esmer (’95), “Mezunlar Kampüste” buluşmalarına katılarak Yeşim Burul’la (’97) birlikte filmlerinin evlerimize değinen tarafları üzerine söyleşti.

Boğaziçililerin birbiriyle daha çok iletişim kurması ve birlikteliğini güçlendirmesi amacıyla Mezunlar Ofisi tarafından başlatılan “Mezunlar Kampüste” buluşmalarının 11 Haziran Perşembe günkü konuğu Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu yönetmen Pelin Esmer (’95) oldu. Yeşim Burul (’97) moderatörlüğünde gerçekleşen keyifli sohbette, Esmer salgın günlerini nasıl geçirdiğinden, Boğaziçi’nde başlayan sinema yolculuğuna kadar geniş bir çerçevede katılımcıların sorularını yanıtladı. “Salgın Döneminde Sinema ve Gündelik Hayat” başlıklı buluşmadan bazı satır başları şöyle:

“Küçük ekiplerle yapılan projeler için uygun bir zamandayız”

“İzolasyon günlerinde en çok sinemaya gitmeyi ve vapura binmeyi özledim. Bu nedenle 1 Temmuz’da salonlar açıldığında gitmeyi düşünüyorum ama keşke bu yazı açık hava sinemalarına daha çok yer vererek geçirseydik diye de düşünmüyor değilim. Bir yandan zaten zor durumda olan sinemalar biz gitmedikçe daha da zorlanacaklar, şu an gidemesek bile ileride gidebilme şansımızı korumak için destek olmamız şart.”

Yazmak yalnızlık gerektiriyor ama ‘Yazsam bile çekime gidemeyeceğim,’ düşüncesi yazma sürecini de etkiliyor. Bu sürecin nasıl dönüşeceğini kestirmek zor ama bence bu dönem daha küçük ekiplerle ve daha açık mekânlarda yapılan projeler için çok uygun bir zaman. Örneğin çok çeşitli belgeseller ortaya çıkabilir, çünkü belgesel küçük ekiple çekilmeye daha uygun. Kurmaca filmlerde de daha alternatif düşünmeye çalışabiliriz, belki de Agnes Varda’yı örnek alıp ipimizin uzandığı yere kadar gideceğiz, kendi mahallelerimizde de büyük hikâyeler olduğuna eminim.”

Boğaziçi’nde aldığı bir dersten kendi filmlerini çekmeye giden yol

“Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde 3. sınıfta öğrenciyken Leyla Neyzi’den antropoloji dersi almıştım ve o derste çok da izlemeye alışık olmadığımız belgeseller izlemiştik. Sinemaya merakım bu belgeselleri izledikçe arttı. O sırada Leyla Neyzi beni tek kamerayla Türkiye’ye İslam ve kadın konusunda bir film çekmeye gelen bir yönetmenle tanıştırdı ve 8 ay boyunca iki kişi bir kamerayla çalıştık. Kimi gün yönetmen yardımcısı kimi gün sesçi olarak çalıştım ve bu işin pek çok yönünü öğrendim.”

“O dönem dijital kameralar henüz çok yaygın değildi ama bu deneyimden sonra film çekmenin aslında imkânsız olmadığını fark ettim ve bu kameraların giderek yaygınlaşacağını düşünerek mezun olduktan sonra Yavuz Özkan’ın sinema atölyesine katıldım. Atölye dönemi pek çok alandan sanatçıyla bir araya gelip dersler aldığım verimli bir yıl oldu. Daha sonra yönetmen yardımcısı olarak çalışmaya başladım, bir yandan da elime bir kamera alarak amcamın, Mithat Esmer, koleksiyonunu çekmeye başladım. Böyle ufak adımlarla tecrübe kazanarak ve hayatımı kazanmak için de yönetmen yardımcılığı yaparak kendi filmlerimi yapmaya başladım.”

 “Sinemacı olmak için sinema okuluna gitmek şart değil”

“Sinemacı olmak isteyen gençlerin çoğu Mithat Alam Film Merkezi gibi imkânları sayesinde Boğaziçi Üniversitesi’ne geliyor ve bence çok mantıklı. Boğaziçi’nde hem üretim yapabiliyorlar hem de sektörden insanlarla tanışabiliyorlar. Sinemacı olmak için illa sinema okumak gerekmiyor, bunun belirli bir kuralı yok. Yurt dışında çok iyi sinema okulları var ama bence bu okullara gitmek şart değil. Alın telefonunuzu sokağa çıkın. Bu iş ancak hata yapa yapa öğreniliyor. Sokakta telefonunuzla çektiklerinizi akşam eve gelip montajlayarak neyi iyi ve neyi eksik yaptığınızı test ederek öğrenmeye başlayabilirsiniz. Artık telefonla çekilmiş çok iyi filmler de izliyoruz, önemli olan hayal edebilmek ve hayalinizi aktarmak için bulacağınız yola kafa yormak.”

“Filmde müzik duyguları manipüle etme gücüne sahip”

“Filmlerimde kullanacağım müziği seçmek ilk filmlerimde beni en çok korkutan şeydi. ‘Oyun’da Mazlum Çimen’le çalıştım ve o kadınların duygusunu çok iyi yansıtan bir müzik üretti. Filmin ruhuna uygun yeni bir yaratım süreci çok heyecan vericiydi. Filmde müzik çok önemli ama aynı zamanda çok riskli, çünkü duyguları çok fazla manipüle etme gücüne sahip. Filmde anlatmak istediklerinizden bir gram daha fazlasına bile tahammülünüz olmayabilir, bu nedenle çok riskli. ‘İşe Yarar Bir Şey’de olduğu gibi senaryodan çıkan bir müzik kullanmak ise beni çok rahatlatıyor. Duyguyu yeterince veremeyeceğimizi düşününce müziğe sığınmak yakıştıramadığımız bir şey oluyor ama müziğin gerçekten senaryoya katkısı olduğuna inanıyorsam çok rahat kullanıyorum.”

“Filmlerimdeki karakterler tanımadığım ama her an tanışabileceğim insanlar”

“Yazma sürecimde etrafımda olan karakterler genellikle etkili olmuyor ‘11’e 10 Kala’ filmimdeki amcam Mithat Esmer dışında. Diğer filmlerimdeki karakterler hayatımda olan insanlar değil ama her an hayatıma girebilecek, belki yarın tanışabileceğim insanlar. Zaten yazarken sadece karakterden yola çıkmıyorum, bazen bir cümle, bir diyalog, bir mekân ya da bir ses bir araya gelerek beni bir dünya kurmaya yönlendiriyor. Bir gün sokakta göz göze geldiğim bir insan, bir kitapta okuduğum bir paragraf birikiyor ve dışarı çıkması gerektiği zaman yolunu bulup çıkıyorlar.”