Prof. Dr. Murat Gülsoy: “Yazmanın iyileştirici bir gücü var!”

BU+ etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Corona Günlerinde Hayat Dersleri,” bu hafta Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü Öğretim Üyesi ve Yazar Prof. Dr. Murat Gülsoy’u konuk etti. 5 Mayıs’ta Zoom üzerinden gerçekleşen etkinlikte Murat Gülsoy, “Hayatta Kalmanın Yollarından Biri: Yazmak” başlıklı bir ders vererek anlatmanın, dile dökmenin ve ifade etmenin iyileştirici bir gücü olduğunun altını çizdi. 250’den fazla katılımcının takip ettiği derste Gülsoy, kurmaca edebiyatın insanları cezbeden yönlerini de açıkladı.

Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren ve Murat Gülsoy’u takdim eden Boğaziçi Üniversitesi Sanat ve Kültür Etkinlikleri Komisyonu Başkanı ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Yenal, “Corona Günlerinde Hayat Dersleri” ile farklı uzmanlık alanlarından çok değerli Boğaziçi öğretim üyelerinin bilgi paylaşımında bulunduklarını ve evde kalınması gereken günlerde tüm Boğaziçi mensuplarının bir araya gelebilme fırsatı elde ettiklerini belirtti. Yenal ayrıca önümüzdeki haftalarda devam edecek programın detaylarını katılımcılarla paylaştı. 

Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü Öğretim Üyesi ve Yazar Prof. Dr. Murat Gülsoy ise konuşmasına salgının insanlar üzerindeki yarattığı baskılar ve duygular karşısında yazmaya sığınılabileceğini belirterek başladı. “Yazmak bize iyi gelir mi?” sorusundan hareketle Gülsoy, 1980 ve 2000 yılları arasında yapılan çok sayıdaki araştırmaya göre yazmanın bağışıklık sistemini güçlendirdiğini açıkladı. Gülsoy ayrıca postravmatik stres, kaygı, depresyon, takıntılı davranış bozuklukları, yas süreci, kronik hastalıklar, madde bağımlılığı, yemek bozuklukları karşısında yazmanın iyileştirici bir gücü olduğunu vurguladı.  

“Travmalarımız üzerine düşünüp yazmak bize iyi geliyor”

Yazma yöntemleri konusunda tavsiyeler veren Murat Gülsoy; bir sorunu hikâyeye dönüştürerek, bir meseleyi analiz ederek günlük tutmanın daha faydalı olacağını kaydetti. Mektup yazmanın, öykü, roman veya şiir kaleme almanın da bu dönemde başvurulabilecek yazma yöntemleri olduğunu ekleyen Gülsoy; son olarak otomatik yazı yöntemini önerdi ve konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Otomatik yazıda kalemin hiç durmaması gerekiyor ve düşüncelere dalmak yok. Sizi hiç kimsenin rahatsız etmeyeceği bir ortamda yazmaya başlamalısınız. Kalemi hiç kaldırmadan son derece serbest bir şekilde yazmalısınız. El ritminizin düşünce ritminizle eşleştiğini fark edeceksiniz. Aslında yazmaya başlayan insanlar için en büyük sorunlardan biri bu düşüncenin yazıya dökülme meselesidir.”

Murat Gülsoy yazmanın neden iyi geldiğini ise şu sözlerle açıkladı: “Duyguları saklamak, bastırmak stresi artıran bir durum. Halbuki travma üzerine güvenli bir ortamda düşünmek, o mesele üzerinde belirli bir kontrol sağlar. Travma üzerine düşünüp yazarken yalnızca olguyu kaydetmek değil, duygusal analiz ve detaylandırma da yararlıdır. Fakat büyük şiddetli travmalara dair yazmadan önce kişinin kendisini hazır hissetmesi gerekiyor.”

“Kurmaca metin yazarken zaman ve mekânla oynayabilmek hoşumuza gidiyor”

Kurmaca edebiyatın insanları cezbetme sebepleri konusunda Murat Gülsoy şu ifadeleri kullandı: “Kurmaca dünya, gerçek dünyadan farklıdır. Yazarlar, gerçek dünyayı yansıttıkları iddiasında bulunabilirler ama tam olarak öyle değildir. Gerçek dünyada mekân ve zaman konusunda bir kontrol sahibi değiliz. Öte yandan kurmacalar, gerçeklik deneyleridir yani mekân ve zamanla oynanabilir. Hikâye ne kadar basit olursa olsun bunlarla oynuyor olabilmek bize iyi geliyor, hoşumuza gidiyor. Gerçeklik üzerinde hiç elde edemeyeceğimiz otoriteyi yazı yazarken deneyimleyebiliyoruz.”

Kurmacalarda karakter yaratmanın derinlikli bir ifade biçimi olduğuna dikkat çeken Murat Gülsoy, insanın kendi dışında birilerini anlatmasının önemli olduğunu ve bir karakteri yaratmanın aslında yeni bir hayat hikâyesi ve bir geçmiş inşa etmekle eş değer olduğunu açıklayarak derinlikli karakterler yaratmak için karakterlerin geçmişlerinin iyi tasarlanması gerektiğini söyledi.

“Edebiyat içe çevrilmiş bir gözdür”

Kurmaca metinler oluştururken insanın kendisine döndüğünü belirten Gülsoy şu cümlelerle konuşmasına devam etti: “Edebiyat içe çevrilmiş bir gözdür. Sanatçı hem gören hem de görülen kişidir. Kendisinde gördüğü başkaları olan biridir. Kendinde başkalarını görüyor olmak oldukça kritiktir çünkü empatinin temelinde bu yatıyor, onu kendi içimizden çıkararak hakiki hale getirmiş oluyoruz.”

Kurmaca metinlerde finallerin bir başka cezbedici unsur olduğuna değinen Murat Gülsoy, gerçek yaşamın bir finali olmadığını ancak kurmaca yapıtta mücadelenin belli bir noktada bitmesi gerektiğini belirtti. Metnin içinde sahte olsa bile bir kahramanın kendi kaderiyle mücadele halinde olduğunu ve finalde bu mücadelenin bağlandığını dile getiren Gülsoy, kurmaca metin yazarken olayların nasıl farklı şekillerde anlatılabileceğinin fark edildiğini açıkladı. Gülsoy sözlerini şu şekilde tamamladı: “Kurmaca metinlerde bir anlam inşa ediliyor. İnsan sürekli kendisi ve çevresi arasındaki ilişkiler üzerine hikayeler üreterek hayatın anlamı denilen şeyi kişisel bir anlatı unsuru haline getirmiş oluyor. Kişisel anlatılarımız ideolojik olanla ve içten gelen arzular, biyolojik ve psikolojik itkilerin baskısıyla da şekillenir. Böylece bir metni okurken onları yaratanların niyetlerini ve arkadaki dürtüleri, bunları yaratırken kullandıkları dili irdeliyoruz. Bu kurgunun farkına varmak anlamına geliyor ve bu farkındalık bize çok şey katıyor. Örneğin, ideolojik anlatıların arkasındaki anlatım stratejilerini fark edebiliyoruz. 

Yazmak iyi gelir, bunun bir şekilde faydasını göreceksinizdir!”

“Corona Günlerinde Hayat Dersleri” her salı saat 17.00’de Zoom üzerinden gerçekleşiyor. “Bedeni zihni iyileştirmek için kullanmak” başlıklı bir sonraki ders 12 Mayıs’ta Doç. Dr. Serra Müderrisoğlu tarafından verilecek. 

Murat Gülsoy kimdir?

Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi Müdürü ve Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Gülsoy, Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladıktan sonra Psikoloji Bölümü’nde yüksek lisans derecesini aldı. Doktora derecesini İstanbul Teknik Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği programından alan Gülsoy, 2000 yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde öğretim üyeliği yapıyor. Prof. Dr. Gülsoy, ayrıca Sait Faik Hikâye Ödülü, Yunus Nadi Roman Ödülü, Sedat Simavi Edebiyat Ödülü olmak üzere önemli edebiyat ödüllerinin sahibi.