Prof. Dr. Nilüfer Göle: “Kamusal alana erişim olmadan toplum olmak mümkün değil”

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nün düzenlediği “Boğaziçi’nde Sosyolojik Tahayyüller / Sociological Imaginations at Boğaziçi” başlıklı seminer dizisinin ilk konuğu 1986’dan 2011 yılına kadar Boğaziçi Üniversitesi’nde sosyoloji dersleri veren Prof. Dr. Nilüfer Göle oldu. 19 Kasım’da Zoom platformu üzerinden çevrimiçi gerçekleştirilen etkinlikte Nilüfer Göle, “Contemporary Agoras and Performative Citizenship / Çağdaş Agoralar ve Performatif Vatandaşlık” başlıklı bir konuşma yaptı. Konuşmasında “çağdaş agora” kavramını kullanarak kamusal mekânın günümüzde geçirdiği dönüşümleri özetleyen Nilüfer Göle, özellikle pandemiyle birlikte hayatımızı kamusal alanlardan iyice soyutladığımızı vurgulayarak kamusal alanda olmanın toplumu toplum yapan unsur olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Nilüfer Göle konuşmasında, özellikle son on yılda gözlemlenen Mısır’daki Tahrir Meydanı ve Ukrayna’daki Maidan protestoları gibi toplumsal hareketlerden örnekler vererek kamusal alanın vatandaşı dönüştüren bir performans alanı olarak değerlendirilebileceğini ifade etti. Bu değerlendirme kapsamında Göle, kamusal hayata vatandaşın ve günlük hayatın perspektifinden bakmanın önemine dikkat çekti.

Prof. Dr. Nilüfer Göle’yi takdim eden ve etkinliğin moderatörlüğünü yapan Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Yenal, “Boğaziçi’nde Sosyolojik Tahayyüller” başlıklı seminer serisinde, Sosyoloji Bölümü ile daha önceden yolları kesişmiş araştırmacılar ve öğrencilerle birlikte çağdaş toplumsal konuların keşfe çıkılacağını belirtti. İçinde bulunduğumuz dönemi sosyolojik açıdan ele almak gerektiğini söyleyen Zafer Yenal, bu seminer serisinde bugünün toplumunu ilgilendiren meselelerin Sosyoloji Bölümü’nün derin entelektüel birikimi ve çeşitliliği ile tartışılacağını ekledi.  

Prof. Dr. Nilüfer Göle, “Contemporary Agoras and Performative Citizenship / Çağdaş Agoralar ve Performatif Vatandaşlık” başlıklı konuşmasına C. Wright Mills’in kavramsallaştırdığı sosyolojik tahayyülü tanımlayarak başladı. Sosyologların kendilerini toplumda nasıl konumlandırdıklarına göre araştırma konularını seçtiklerine değinen Nilüfer Göle; Cornelius Castoriadis, Alain Touraine Charles Taylor gibi isimlere referansla toplumun kendi kendisini yaratması ve dönüştürmesi meselesiyle akademik olarak nasıl ilgilenmeye başladığını açıkladı.

“Kamusal alanda birbirimizin farklılıklarıyla tanışıyoruz”

Konuşmasında kamusal alanı, belli aktörlerin görünürlük kazandığı bir tecrübe alanı şeklinde tanımlayan Nilüfer Göle, kamusal alanın devlet gücünden bağımsız olmadığını aynı zamanda devlet aygıtları tarafından kontrol edildiğinin altını çizdi. Göle sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Kamusal alan kavramı önemli çünkü burası bizim özgürlüğümüzü ölçtüğümüz alan olarak görülebilir. Öncelikle burası ideal anlamda açık bir alan, yani tüm vatandaşlar bir araya gelebiliyor ve bu mekânda özelden kamuya doğru uzanan bir hareket gözlemliyoruz. Diğer bir deyişle bazı çevreci ve feminist hareketlerde olduğu gibi kişisel konuların kamuya taşınması ve siyaseti etkilemesi olayı var. Kamusal alan bize sosyal farkındalık kazandıran ve birbirimizin farklılıklarıyla da tanıştığımız bir yer. Aslında kendinizi kamusal alana çıkarabildiğiniz vakit vatandaş oluyorsunuz. Sosyal bilimlerde kamusal alan çoğunlukla siyaset felsefesi ve demokrasi ile olan ilişkisi bakımından irdelendi fakat kamusal alanların sanatsal/mimari boyutlarının olduğunu unutmamak gerekiyor. Kamusal alanda, anıtlar gibi mimari formlar yer alıyor.”

“Bugünün toplumunda kamusal alan aşınmış durumda”

Modern öncesi dönemde agoralar üzerinden tanımlanabilecek kamusal alanın, modern dönemde Habermas’ın ifade ettiği kamusal alana dönüşmesinden sonra bugünün toplumunda kamusal alanın üçüncü bir aşamaya girdiğini belirten Nilüfer Göle, bu üçüncü aşamanın kamusal alandan geri çekilme ya da kamusal alanın aşınması şeklinde yorumlanabileceğini ifade etti. Kamusal alanı aşındıran güçleri; salgınlar, terör saldırıları, Agamben’in tartıştığı olağanüstü haller ve yalan haberler olarak sıralayan Göle, konuşmasına şu cümlelerle devam etti: “Özellikle sanal iletişimin hâkim olduğu pandemi günlerinde kamusal hayata erişimimiz azaldı. Çalışma alanları, toplu taşımalar, restoranlar, kafeler, tiyatrolar ve sinemalar gibi sosyalleşme alanlarının askıya alındığını hissediyoruz. Kamusal alanı aşındıran bir diğer unsur ise son yıllarda dünyanın farklı yerlerinde deneyimlenen terör saldırıları. Bu saldırılar, belli toplanma noktalarını hedef aldığından kamusal alanın, hayatı tehlikeye düşüren alan şeklinde algılanmasına yol açıyor. Kamusal alanı aşındıran bir başka faktör olağanüstü haller. Ayrıca yalan haberler, kamusal alanda sağlıklı tartışma yürütmeyi zorlaştıran bir etken.”

“Son on yılda dünyada kamusal alanın yeniden talep edildiği olaylara şahit olduk”

Konuşmasının devamında son on yılda dünyanın çeşitli yerlerinde kamusal alanın işgal edildiği olayların yaşandığını hatırlatan Göle, bu olayların kamusal alanın yeniden talep edildiğini düşünmek ve birey, toplum ve kamusal hayat arasındaki ilişkiyi yeniden sorgulamak açısından önemli olduğunu söyledi. Göle konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Dijital çağımızda kamusal alanın fizikselliğine bir dönüş yaşanıyor. Artık toplumsal hareketler “gençlik hareketi” veya “etnik hareketler” gibi aktörler üzerinden adlandırılmıyor doğrudan meydana geldikleri alanın ismiyle anılıyorlar. Örneğin, Tahrir Meydanı olayları deniyor. Bu toplumsal hareketlerde kamusal alanda ikamet edildiğini de gözlemliyoruz. Meydanlara çıkan insanlar buralarda yaşamaya başlıyorlar ve özel alan/kamusal alan ayrımını bulanıklaştırıyorlar. Meydanlarda toplanan vatandaşlar iktidar karşısında görünür oluyorlar, yani kamusal alan vatandaşların sıradan kahramanlar olma kapasitesini açığa çıkarıyor.

Kamusal alan yeniden talep edilirken toplumda mümkün görünmeyen karşılaşmalara ev sahipliği yapılıyor. Ukrayna’daki Maidan olaylarından görüldüğü üzere farklı sosyal kökenlerden insanlar arasında dayanışma sağlanarak sosyal ayrışma ve kutuplaşma engelleniyor.  

Meydanda olmak diğer insanlarla beraberken kendini görünür kılmayı, kendini anlamayı ve diğerleriyle ilişkilerini dönüştürüyor. Orada olmanın kendisi bile dönüştürücü bir eylem. Bir atmosfer yaratıyor. Bu paylaşılan bir atmosfer; karşılaşma, birleşme, vatandaşlığın prova edilmesi ve kolektif bilinç yaratmakla ilgili.

Charlie Hebdo’dan sonra Müslümanlar Oslo’da bir sinagogun önünde el ele tutuşarak bir insan zinciri oluşturdular, yani sinagogu korumaya aldıklarını belirtmiş oldular. Bu tür hareketleri performatif bir vatandaşlık gösterisi olarak görüyorum. Performatif vatandaşlık politikanın gündemini değiştiriyor.”  

 

Prof. Dr. Nilüfer Göle hakkında

Paris Sosyal Bilimler Yüksek Okulu’nda (Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales) sosyoloji profesörüdür. 1986’dan 2011 yılında kadar Boğaziçi Üniversitesi’nde ders verdi. Araştırma alanları arasında İslam, kamusal alan, sekülerizm, çoklu moderniteler yer almaktadır. Çalışmaları, Avrupa kamusal alanında İslam’ın hangi yollarla görünür olduğuna odaklanmakta ve dini ve kültürel farklılıklar üzerine çeşitli tartışmalar üretmektedir. Sosyolojik yaklaşımıyla, batılı olmayan bir bakış açışından moderniteyi yeniden okumayı ve karşılığında seküler modernite tanımlarında Avrupa merkezciliğin daha geniş bir eleştirisini üretmeyi hedefler.

Kitapları Fransızca, Almanca, Türkçe ve Lehçe olmak üzere pek çok dile çevrilmiştir. İslami baş örtüsünün çağdaş anlamları üzerine öncü çalışması; Modern Mahrem: Medeniyet ve Örtünme (Metis Yayınları, 2000) başlıklı kitabıdır. Göle ayrıca, İslam’ın farklı kamusal alanlarda doğuşunu karşılaştırmalı bir bakış açısıyla incelemiştir; Kamusal Alanda İslam: Türkiye, İran ve Avrupa (Nilüfer Göle & Ludwig Ammann eds., İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006; Almanca 2004). Çeşitli yayınlarında İslam’ın Avrupa’da nasıl bir temel farklılık sembolüne dönüştüğünü incelemektedir: İç içe geçişler, İslam ve Avrupa (Interpénétrations, L’islam et l’Europe [Paris: Galaade, 2005]) ve Avrupa’da İslam: Köktenciliğin Cazibesi ve Kozmopolitliğin Çekiciliği (Islam in Europe: The Lure of Fundamentalism and the Allure of Cosmopolitanism [Princeton: Marcus Weiner, 2010]). (https://nilufergole.wordpress.com/)