“Roman yazarken başkalarının acısına alan açmak zorundasınız”

Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “Yazar & Şair Buluşmaları”nın son konuğu “Âşıklar Bayramı” romanı ile Kemal Varol oldu. Attila İlhan Roman Ödülü ve Dünya Kitap Telif Roman ödüllerinin sahibi olan “Âşıklar Bayramı” Diyarbakır’dan Erzurum’a uzanan bir araba yolculuğu boyunca kırılgan erkeklikleri, iç çatışmaları ve baba-oğul hesaplaşmalarını gündemine alıyor. Kitapta hem kendi metinlerine hem de Türkiye ve dünya edebiyatından metinlere çok sayıda gönderme yapan Varol’a göre özerk bir edebiyat oluşturmanın yolu başkalarının acısına da alan açmaktan geçiyor.

Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi Doç. Dr. Zeynep Uysal’ın moderatörlüğünde 19 Kasım günü Zoom üzerinden gerçekleşen “Yazar & Şair Buluşmaları”, Âşıklar Bayramı romanı ile Kemal Varol’u ağırladı. Ağır ceza avukatı Yusuf’un 25 yıldır görmediği babasını bir gece “bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması, diğer elinde ahşap bavulu” ile kapısının önünde bulmasıyla başlayan roman, baba-oğul çatışması temasını geleneksel bir yerden ele alıyor.

“Bu toplumda çoğumuzun babasıyla sorunları var”

Babasıyla gerçek hayatta yapamadığı hesaplaşmayı yazıya taşımasıyla Âşıklar Bayramı’nın ortaya çıktığını paylaşan Kemal Varol, “Edebiyata ilk başladığım günden beri baba-oğul meselesine değindim. Aslında önceki hikayelerin hepsi günün birinde yazılacak asıl hikayeye hazırlanmak içindi. Bu yüzden her metinde birtakım boşluklar bırakıyorum. Zaten bu mesele hem şiirde hem de romanda çok sık işlenmiş bir meseledir, çünkü bu toplumda çoğumuzun babasıyla sorunları var. Ben de kendi hikayemi yazmaya çalıştım ve babamla gerçek hayatta yapamadığım hesaplaşmayı ve yolculuğu yazıda yapmaya çalıştım,” ifadeleriyle baba-oğul meselesine yaklaşımını ifade ediyor.

Varol, romanda diğer metinlere çok sayıda gönderme olmasını işe şöyle açıklıyor: “Benden önce defalarca geçilmiş bir yoldan geçiyordum, baba oğul meselesi üzerine yazılmış binlerce metin, şarkı ya da sinema filmi yani çok büyük bir külliyat var. Onlara değinmeden yepyeni bir şey yapıyor gibi davranmayı ahlaki olarak doğru bulmadım ve bir yandan onlarla oynarken bir yandan da onlara teşekkür etmek istedim. Bu nedenle Kafka’dan başlayarak çok sayıda yazara örtük göndermelerle ilerleyen bir metin, yeniliği ise bir parça yerli olması. Evrensel temaya yaklaşmaya çalışırken yerli tonu kaybetmemek ve bizim topraklarımızdan bir baba-oğul hikayesi anlatmak istedim.”

Âşıklar Bayramı sinemaya taşınıyor

Âşıklar Bayramı’ndaki “Heves Ali” karakteri yazarın önceki romanlarında da görülen geleneksel hikaye anlatıcılarının bir örneği. Sözlü kültürün içinden geldiğini belirten Kemal Varol, romanlarında da gelenekle doğrudan bir ilişki kurduğunu ifade ediyor: “Çoklu hikaye anlatmayı çok seviyorum ve böyle bir aile ortamında büyüdüm. Bu yanıyla gelenekle doğrudan bir ilişkim var. Eskiyle yeniyi tek bir metin içinde düşünmeyi çok seviyorum, bu nedenle karakterlerin meslekleri tesadüf değil.”

Âşıklar Bayramı’nın sinema filmine dönüştürülmesine yönelik çalışmaların da bulunduğunu paylaşan Kemal Varol, romanda her şeyi anlatmanın mümkün olmadığını, bu yüzden bazı noktaları özellikle eksik bıraktığını belirtiyor. Varol, romanlarında sık sık dilsiz karakterlere yer vermesini ise şöyle açıklıyor: “Dilsizlik sadece aşklarla ilgili değil, romanlarımda genelde yaşlıları anlatıyorum ama anlatıcılarım çocuk. Bir türlü büyüyememiş anlatıcılar aslında yetişkin olamamış ve temel meselelerini çözememiş bir topluma da karşılık geliyor.”

“Omzumda anlatmam gereken toplumsal meseleler olduğunu biliyorum”

Politik bir şehirde yaşayıp politik bir geçmişe sahip olduğunu söyleyen Kemal Varol, edebiyatın özerk alanını korumayı başaran sayılı yazarlar arasında sayılabilir. Varol’a göre bu alanı korumak ancak herkesin acısına yer açmakla mümkün: “Sadece kendi acınızı mı öne çıkaracaksınız yoksa toplumun her kesiminden insanların acılarını göğüsleyebilecek misiniz? Ben bireysel olarak Türkiye’nin boğuştuğu meselelerden etkilenmiş biri olabilirim ama romanda bir şeyler söylemeye kalktığımda başkasının acısına da alan açmak zorundayım.”

“Bazen politik dertleri olmayan yazarlara çok imreniyorum, sanırım hiçbir zaman onlar kadar sadece edebiyat anlatamayacağım; çünkü omzumda anlatmam gereken toplumsal meseleler olduğunu biliyorum. Bunun acısıyla yaşamak da benim hem talihim hem de talihsizliğim, ama benden önce yazılmış bütün politik romanları okumuştum ve bu metinler politik meseleleri nasıl ele almamam gerektiğini öğretti bana. Zaten çok sayıda sloganvari metin vardı, ancak edebiyatta gerçeklikle kurduğunuz ilişki farklı olmak zorunda. Ben hakikati anlatmaya çalışıyorum ve bunu bir ideolojiye ait bir hakikat olarak görmüyorum.”

“Kendimi eski bir şair olarak tanıtsam da içimde hala şiir damarı atıyor”

Edebiyata şiirle başlayan ve tanınmış bir şairken yazarlığa geçen Kemal Varol, şairlikten yazarlığı geçmenin sancısını da keskin bir şekilde yaşamış: “Tanınmış bir şairken romana yöneleceğinizi söylediğinizde sizden beklenen bir şair romanı oluyor, ama ben bunu yapmak istemedim. Bir yandan da yazmaya oturur oturmaz sevdiğim yazarların ağırlığını omuzlarımda hissetmeye başladım. İlk romanlarımda şiirden olabildiğince uzak durmaya, romana şiirsel bir cümle dahi koymamaya çalıştım ancak zamanla şiiri metne sokmamak için direndiğimi fark ettim. Kendimi eski bir şair olarak tanıtsam da içimde hala o damarın attığını fark ediyorum ve artık şair tarafımın da romana dağılmasına izin veriyorum. Şiire biraz ihanet etmiş oldum ama umarım 2022’de yeni bir şiir kitabı çıkaracağım.”

“Yazmak için sahici bir derdiniz olsun”

Kemal Varol, yazmak isteyenlere önerilerini de şöyle paylaşıyor: “Bence bir edebi metin yazmanın olmazsa olmazlarından biri gerçek bir derdinizin olması. Yıllar geçtikçe bir metnin yetenekle mi yoksa dertle mi oluştuğunu çok iyi anlayabilir hale geldim. Ben yetenekten ziyade derde inananlardanım ama o dert alınıp satılan bir şey değil, gelip sizi bulacaktır.”

Kemal Varol hakkında

1977 yılında doğdu. Edebiyata şiirle başladı. Yas Yüzükleri (2001), Kin Divanı (2005), Temmuzun On Sekizi (2007) adlı şiir kitapları Bakiye adıyla toplu şiirler olarak kitaplaştı. Jar (2011), Haw (2014), Ucunda Ölüm Var (2016), Âşıklar Bayramı (2019) adlı dört romanı, Sahiden Hikâye (2017) adlı bir hikâye kitabı ve Demiryolu Öyküleri (2010) ile Memleket Garları (2012) adında iki derlemesi yayımlandı. Haw romanıyla 2014 Cevdet Kudret Roman Ödülü, Sabit Fikir 2014 Yılın Romanı, 2015 ÇGD-Bursa Barış Ödülü ve Pen Amerika 2017 Çeviri Ödülü’ne, Sahiden Hikâye adlı kitabıyla 2018 Sait Faik Hikâye Armağanı ve 2019 NDS Liseliler Edebiyat Ödülü'ne, Âşıklar Bayramı adlı romanıyla da 2019 Dünya Kitap, Yılın Telif Kitabı Ödülü ve 5. Attilâ İlhan Roman Ödülü'ne değer görüldü.