‘’Sanatlar arasında Çin sedleri yoktur’’

Nâzım Hikmet 115. doğumgününde, öncülüğünü yaptığı toplumcu gerçekçi sanat anlayışının başta edebiyat olmak üzere sinemadan mimariye bütün sanatlarda bıraktığı derin izlerle ele alındı. Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin düzenlediği ''Nâzım Hikmet ve Sonrası: Edebiyattan Mimariye Türkiye'de Toplumcu Gerçekçiliğin İzleri'' başlıklı panel 16 Ocak’ta Albert Long Hall’de gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Murat Gülsoy’un moderatörlüğünde gerçekleşen panele Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Olcay Akyıldız, Mimar Cengiz Bektaş, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü öğretim görevlisi Feride Çiçekoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Duygu Köksal ve tiyatro oyuncusu Cüneyt Yalaz konuşmacı olarak katıldı.

Panelde, Nâzım Hikmet’in 1930’lardan itibaren öncülüğünü yaptığı toplumcu gerçekçi sanat anlayışının başta edebiyat olmak üzere sinemadan mimariye bütün sanatlarda bıraktığı izler ele alındı.

Prof. Dr. Murat Gülsoy toplumcu gerçekçi akımın disiplinlerarasılığına vurgu yaptıktan sonra sözü modern Türk Edebiyatı ve Karşılaştırmalı Edebiyat alanlarında çalışmalar yapan Yrd. Doç Dr. Olcay Akyıldız’a bıraktı. Akyıldız, toplumcu gerçekçi akımın Türkçe şiirdeki yansımalarından bahsettiği konuşmasında şiirdeki realizm ve sembolizm ya da başka bir deyişle içerik ve şekil tartışmasına değindi. Akyıldız, edebi metnin nasıl anlatıldığından çok ne anlattığına öncelik veren toplumcu gerçekçi şiirin 20. yüzyıl boyunca sanatın özerkliği başlığında ne tür eleştiriler aldığına değindi. Tüm bu tartışmalar arasında ise Nâzım Hikmet’in şiirlerinin şekilselliği katiyen dışlamadan ama içeriğe önem vererek yazılmış eserler olduğunu vurguladı. Şiirdeki bu önemli tartışmaya değindikten sonra, Akyıldız toplumsal gerçekçi şiir akımının zamanla dikkate değer dönüşümler geçirdiğini belirterek bu akımın dönem temsilcilerinin anlayışları arasındaki farklılıklara dikkat çekti. Özellikle de 1965 yılından itibaren Nâzım Hikmet’in kitaplarının tekrar yayımlanmaya başlamasıyla birlikte bu akımın Ataol Behramoğlu ve İsmet Özel gibi şairlerce devralındığını söyledi.

Nâzım Hikmet’in eserleriyle Post-Truth döneminde gerçekliğe bakmak

Prof. Dr. Duygu Köksal konuşmasında, Akyıldız’ın çizmiş olduğu tarihsel portreye paralellik göstererek, toplumsal gerçekçi akımın düz yazıdaki etkilerinden bahsetti. Yakın tarih ve edebiyat üzerine çalışmaları olan Köksal, gerçekçi paradigmanın roman ve öykü özelindeki gelişimini konu aldı. “Farklı dönemlerde gerçekçiliğin farklı tonları ortaya çıkmıştır” diyen Köksal, edebiyatta sol düşüncenin Erken Cumhuriyet döneminde yükseldiğini ve özellikle 1960’lı yıllarda toplumcu gerçekçi edebiyatın en gelişmiş dönemlerini yaşadığını vurguladı. “1980’lere geldiğimizde ise toplumsal gerçekçiliğin sonu mu diye sorduğumuz, daha minör edebiyatın yükselişe geçtiği bir dönem başladı” diye konuştu.

Duygu Köksal konuşmasını sonlandırırken Nâzım Hikmet’in eserlerinin içinde yaşadığımız “post-truth” (gerçek ötesi) dönemde gerçekliğe tekrar bakabilmemiz için bir yol açabileceğini de vurguladı.

Mimar Cengiz Bektaş ise konuşmasına Nâzım Hikmet’ten bir alıntı yaparak başladı: “Sanatlar arasında Çin sedleri yoktur.” Bu alıntının Nâzım’ın genel tutumu olduğunu ifade eden Bektaş, Nâzım Hikmet’in bir bütün olarak tutarlı bir sanat adamı olduğunu belirtti. “Nazım Hikmet’in Mimarlığa Bakışı” isimli kitabında Nâzım Hikmet’in farklı dönemlerde ve eserlerdeki ifadelerini mercek altına alarak mimarlığa ilişkin düşüncelerini ortaya koyan Bektaş, bu çalışmasından hareketle yaptığı konuşmasında, Nâzım’ı anlayabilmek için Türkiye’nin politik tarihini bilmek gerektiğine dikkat çekti.  

Tiyatroda farklı akımları temsil eden eserleriyle Nâzım Hikmet

Konuşmasını tiyatro ve politika ilişkisi, Brecht Tiyatrosu ve Nâzım Hikmet oyunları üzerine yapan BGST yönetmenlerinden, oyuncu Cüneyt Yalaz ise “Tiyatro Türkiye’de her zaman siyaset alanıyla çok ilişkili olmuştur. Özellik 1980’lere kadar iktidar ya da muhalefet tiyatroyu bir araç olarak kullanmıştır. Her iki tarafta da bu araçsallaştıcı bakışı görebiliyoruz” diye konuştu.

Türkiye tiyatro tarihinin farklı akımların bir arada var olabilmesi açısından oldukça ilgi çekici olduğunu belirten Yalaz, “Batı tiyatro tarihine baktığımızda her akımın birbiriyle hesaplaşarak ve sırayla ortaya çıktığını görürüz. Fakat Türkiye tiyatro tarihinde absürd tiyatro ve gerçekçi akımın aynı dönemde olabildiğini görüyoruz’’ tesbitini yaptı.

Özellikle 1960’lı yıllarda Türkiye’de tiyatronun altın yıllarını yaşadığını belirten Yalaz, sol hareket içerisindeki ulusalcılık, devletçilik ve idealizm gibi farklı paradigmaların Türkiye tiyatrosunun gelişimini çok etkilediğini vurguladı. Yalaz, Nâzım Hikmet tiyatrosu özelinde ise “Şairliğinin gerisinde kalmış olsa da tekrar dönülüp bakılması gereken eserleri mevcut. Üstelik bu eserlerin dönem dönem farklı akımları temsil ettiğini de söyleyebiliriz. Mesela “Yolcu” eseri oldukça dramatikken bir başka eseri son derece modern dönemi temsil eder niteliktedir” diye konuştu.

Panelin son konuşmacısı olarak senarist ve öğretim üyesi Feride Çiçekoğlu 1960-1965 yılları arasında çekilmiş toplumcu gerçekçi olarak tanımlanan filmlerden bazı sahneleri katılımcılara izletti. Çiçekoğlu, sahnelerin politik arka planlarını kısaca açıklayıp film hakkında bilgilendirme yaptıktan sonra bu filmlerdeki toplumsal gerçekçi temalardan ve sinemada Nâzım Hikmet edebiyatının etkilerinden bahsetti.

 

Haber: Gökçe Büyükbayrak / Fotoğraf: Talat Karataş (Kurumsal İletişim Ofisi)