Sevilay Saral: Salgına rağmen ‘’İnatçı Tiyatro’’

Bayan Pazartesi temizlik işçisi (Covid-19 Negatif), Bayan Salı kargo çalışanı (Covid-19 Pozitif), Bayan Çarşamba emekli öğretmen (Covid-19 Negatif), Bayan Perşembe hemşire (Covid-19 Pozitif), Bayan Cuma ev hanımı (Covid-19 Pozitif ama aslında Negatif), Bayan Cumartesi online yaşam koçu (Covid-19 Negatif), Bayan Pazar oyuncu (Covid-19 Pozitif). Bu kadınlar, yazar Sevilay Saral’ın (BÜ’90, Tarih Bölümü) usta kaleminden çıkmış, ‘’gerçek hayatla bağını koparmamış’’ bir anlatının kahramanları...

‘’Her Güne Bir Vaka’’ diyerek salgında kadın hikậyelerini bizlerle tanıştıran Sevilay Saral, BGST Tiyatro’nun online yapımı olan bu monologlarda aslında bizi bize anlatıyor. Salgın günlerinde her gün farklı bir meslekten kadının hikậyesini konu edinen dizideki kahramanlar belki içimizden, belki de ailemizden birileri. Hatta muhtemelen aynı apartmanda, aynı mahallede oturduğumuz komşularımız…

Rejisini Aysel Yıldırım, video kurgusunu İlker Yasin Keskin’in üstlendiği projede Aysel Yıldırım, Ayşenil Şamlıoğlu, Berna Laçin, Bulut Sezer, Elif Karaman, Songül Öden ve Zeynep Okan oyunculuk yaptı.  “Yedi Kadın”, ‘Bir Kadın Uyanıyor’, “Beş Kadın”, “Kadın Masalları,” ‘Uykudan Önce’, “Düş Dostları”, “Kadın Doğum,” “Eleni’den Mektuplar”, “Otobüs”, “Lal Hayal’’ oyunlarıyla tanıdığımız Sevilay Saral’dan ‘’Her Güne Bir Vaka’’nın yazılış hikayesini dinledik. Yıllarca klasik tiyatro sahnesi için üreten Saral, ‘’Salgınla beraber ilk durdurulan sektörlerden biri de tiyatro oldu. Bunun getirdiği şaşkınlıkla hepimiz kısa bir süre için durduk belki ama "inatçı tiyatro" durmadı’’ diyor.

Hastane odasında yazılan monologlar

Her Güne Bir Vaka, içinde yaşadığımız salgın ve izolasyon dönemine dair neredeyse real-time hikậyeleri izleyiciyle buluştururken böyle bir salgın döneminde dahi tiyatronun pekala sürdürülebildiğini gösteren çarpıcı bir proje oldu. Öncelikle sizin nezdinizde emeği geçen herkesi kutlarız. Bu hikậyelerin oluşum sürecini biraz anlatır mısınız okurlarımız için? Bildiğimiz kadarıyla bir hastane odasında kaleme alındı bu hikậyeler- ki bu da başlı başına bir hikậye konusu olsa gerek…

Sevilay Saral- Monologları bir hastane odasında yazdım. Gerçekten de başlı başına bir hikậye konusu. Hasta değil, refakatçiydim. Bir süredir tedavisi süren eşime refakat ediyordum. Türkiye'de salgının başladığı ilan edildiğinde, biz zaten bir tedavi sürecindeydik ve belli aralıklarla hastaneye gidiyorduk. Ve çoğunluğun evlerde izole olduğu bu dönemde, hastaneye giriş çıkış yapmak yeterince tedirgin ediyordu zaten.

Nisan ayına girdiğimizde tedavi protokolü değiştirildi ve yeni tedaviye uygun olarak ayakta tedaviden yatarak tedaviye geçildi. 20 gün sürecek heyecanlı bir dönem başladı benim için, hastanede tam ve zorunlu izolasyona girdik. Koridora dahi çıkmamız yasaktı. Covid-19 hastaları için ayrılan katta değildik elbette. Penceresi açılmayan bir oda bir banyonun içinde 20 gün.

İlk günler hem kendi sıkıntımız hem de koridordan başlayan ve tüm dünyayı kaplamış o büyük sıkıntıyla baş etmek kolay olmadı, öte yandan bu yeni rutine uyum sağlamak çok da uzun sürmedi. İnsanın bu kabiliyeti çok umut verici diye düşünüyorum. Yaklaşık bir haftanın sonunda ilk monoloğu yazdım ve Aysel Yıldırım'la paylaştım. Onun olumlu dönüşüyle de her gün yeni bir monolog yazmaya ve paylaşmaya devam ettim. Projenin uygulama sorumluluğunu aldı, hem oynadı hem rejisini yaptı. Ben halen hastanede ve yazmaya devam ederken çalışmalar başlamıştı bile. Aysel Yıldırım, Ayşenil Şamlıoğlu, Berna Laçin, Bulut Sezer, Elif Karaman, Songül Öden ve Zeynep Okan bu proje içinde buluşmuştu. Buluştular derken, sosyal mesafe içinden bir buluşma elbette.

Gerçek hayatla bağını koparmayan kurgu

Yarattığınız kadın karakterler farklı kesimlerden ve sosyolojik yapılardan geliyorlar. Bu karakterler kurgunun çok ötesinde, hakiki hikậyeleriyle dikkat çekiyor. İnsan merak ediyor izlerken; ne kadarı kurgu ne kadarı gerçekten esinlendi?

Yazdığım monologların kaynakları birbirinden farklı. Bazıları doğrudan benimle paylaşılan ya da tanık olduğum, bazıları dinlediğim ya da gazetelerden okuduğum, bazıları sosyal medyadan izlediğim birçok farklı hikayeden ve kişisel hafızamdan beslenerek yazıldı. Ama tabii bu hikậyelerin izlenebilir birer anlatıya dönmesi için kurgulanması gerekti.

Sonuçta gerçek hayattan bağını koparmayan kurgu anlatılar diyebiliriz. Gerçeklik duygusunun zedelenmemesine yoğunlaştım yazarken. İzolasyondaki bu kadın kim, bize neyi anlatsın, nasıl bir dille anlatsın? Monologları yazarken elimde ki üç temel soru buydu. En sade şekilde bunları yanıtlamaya çalışan bir yazım modeli oldu.

İnatçı Tiyatro her şeye rağmen durmadı

Tiyatro gibi izleyiciyle birlikte soluk alıp veren bir sanat dalı için salgın  zor süreçleri beraberinde getiriyor. Öte yandan, BGST Tiyatro örneğinde olduğu gibi dijital kanalları kullanarak yeni projeler ve yeni anlatım yolları aramanın da mümkün olduğunu görüyoruz. Sizce klasik sahne için çalışmak ile dijital için üretmek arasında nasıl farklar var? Bu deneyim size nasıl pencereler açtı?

Ben tiyatro sahnesi için, tiyatro metinleri yazıyorum. Şimdiye kadar yaptığım ve bildiğim iş bu. "Her Güne bir Vaka" projesi bu anlamda biraz farklı bir çalışma olarak tasarlandı ve üretildi. Ama hiç bilmediğim bir işi yapmış da değilim sonuçta. Ben bağımsız kadın monologları yazdım. Klasik tiyatro sahnesinden de bildiğimiz "anlatıyı" öne çıkardım bu kez. Kadınlar yaşadıkları vakaları canlandırmıyorlar da, anlatıyorlar.

"Her Güne bir Vaka" arkası yarın formatında, online olarak sunumu yapılmış yedi kısa monologdan oluşan bir "dijital tiyatro" diyebiliriz. Bu arada esas olarak anlatı ve anlatanın etkinliğine yaslanan, dijital dünyanın olanaklarından çok az yararlanan bir çalışma olduğunu da söylemek lazım. Biçimsel olarak bu şekilde bir sunumu nasıl adlandırmak gerekir mevzusu, benim açımdan biraz da yeni bir başlık. Terminolojisi de yapılacak üretimlerden, açığa çıkacak tartışmalardan beslenip gelişecektir diye düşünüyorum. Yaptığımız işe başka bir açıdan baktığımda, mesela daha manevi yanından baktığımda bu üretim sürecine, "İnatçı Tiyatro" diye de adlandırabilirim "Her Güne Bir Vaka"yı. Salgınla beraber ilk durdurulan sektörlerden biri de tiyatro oldu. Çoğumuz şu ya da bu koşullarda izole olduk. Bu yeni dönemin getirdiği şaşkınlıkla biraz da, evet hepimiz kısa bir süre için durduk belki ama "inatçı tiyatro" durmadı işte.

Başlangıçta ‘eşitlik yanılsaması’ yaşadık

Salgın gibi devasa bir sağlık problemi sırasında bile eve, işe, aileye dair en ağır sorumlulukları sırtlayan kesimin yine kadınlar olduğu görüldü.  Sizce bu durum kadının yaşam içinde ki yüklerini bu dönem daha görünür kılabildi mi? Yerleşik cinsiyet rollerinin sorgulanması için bu salgın ufak da olsa bir fırsat yaratabilir mi?

Salgının bizde ilk yarattığı algı, Covid-19'un  herkese eşit mesafede bir virüs olduğunu düşündürmekti bence. Bu yeni virüs, ülke, cinsiyet, sınıf vs vs farkı tanımıyor, ancak yaşlı nüfusa biraz daha fazla zarar veriyor gibi genel bir bilgimiz oldu başlangıçta ve bu bizde "eşitlik" yanılsaması yarattı diye düşünüyorum. Temas etmemek ilk alınacak önlemdi ve çoğumuz şu ya da bu koşullarda izole olduk. Gerçekten de sadece virüsün yarattığı "hastalık" söz konusu olduğunda belki bir eşitlemeden bahsetmek mümkündü ama pandemi ilanıyla beraber gelen yeni izole yaşama biçimi, toplumsal cinsiyet penceresinden baktığımızda, kadına farklı yükler ve zorluklar getirdi.

Eviçi sorumluklar arttı, ataerkil şiddet döngüsünü kırmak daha da zora girdi. Bu salgın ve benzeri felaketlerin yaşandığı dönemlerde, toplumsal yaşamda sistem kaynaklı eşitsizlikler, tıkanıklıklar daha görünür hale gelebiliyor. "Her güne bir vaka"yı üretmek bu motivasyonun sonucudur diyebilirim.

‘’Mücadelenin ruhu tazelendi ama yükü de arttı’’

Yerleşik cinsiyet rollerinin sorgulanması için bu salgın bir fırsat yaratabilir mi diye sorduğumda, öncelikle evet diyorum, elbette yaratır ama bu sorgulamanın etkinlik alanı ne olur, ne kadar olur. Burada olumlu sonuçlardan bahsedebileceğimiz bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu düşünmüyorum maalesef. Umutsuz değilim tabii ama özellikle kadınlar için gelir, gıda, sağlık, eğitim, barınma gibi temel haklar önünde ki engelleri görmezden gelemem. Bunlar hafife alınacak gibi değil. Üstelik korona günlerinin başlamasıyla, tablonun artık sadece kendi yaşadığımız coğrafyayla sınırlı olmadığını, yaşananların bir dünya problemi olduğu gerçeğini de tekrar hatırladık. Bu virüsle beraber, mücadelenin ruhu tazelendi belki ama yükü de arttı diye düşünüyorum.

 

‘Her Güne Bir Vaka’yı Yotube’da izlemek için :

https://www.youtube.com/watch?v=lRQmqJUozWM&list=PLD7IXR7KUu-o-b_7pcu0OSM1q6B2rgwpD