“Startup’lar için önemli olan bilmek değil, öğrenmek”

Girişimcilik Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin düzenlediği “Üniversitelerde Girişimciliği Nasıl Daha Güçlü Hale Getirebiliriz?” başlıklı seminer 10 Aralık’ta Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşti.

Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret bölümü öğretim üyesi ve Girişimcilik Merkezi müdürü Dr. Oğuzhan Aygören ve Girişimcilik ve İnovasyon Yöneticisi A. Barkın Arak’ın konuşmacı olduğu ve açılış konuşmasını İİBF İşletme bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Burcu Rodopman’ın yaptığı “Üniversitelerde Girişimciliği Nasıl Daha Güçlü Hale Getirebiliriz?” başlıklı seminer Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşın Ertüzün’ün katılımı ve desteğiyle 10 Aralık 2018 tarihinde Nafi Baba Seminer Salonunda gerçekleşti.

Boğaziçi Üniversitesi’nin Türkiye’den tek üye üniversite olarak yer aldığı Avrupa Komisyonu’nun bir inisiyatifi olan Startup Europe Üniversiteler ağının 10-14 Aralık 2018 tarihlerinde tüm üye ülkelerde gerçekleştirilen etkinlikleri kapsamında Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşen etkinliğe DreamBiGG programını tamamlayan birçok girişimci ve Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri ilgi gösterdi. Açılış konuşmasının ardından Oğuzhan Aygören’in "Startup Gibi Olmak Ne Demek: Üniversiteyi Girişimcilik Motoru Haline Getirmek" adlı konuşmasıyla devam eden etkinlikte startup nedir, geleneksel şirketlerden farkı nedir, nasıl başarılı bir startup olunur gibi konulara değinildi. Konuşmanın ardından DreamBiGG programı kapsamında seçilen startup projeleri ilan edildi.

Konuşmasında eski tip girişimcilik ile modern girişimcilik örneklerini karşılaştıran Aygören, farklılıkları şöyle özetledi: “Yerleşik şirketlerde ‘risk alma’ yaygın bir konsepttir, bilinen riskler alınır ve yönetilir; ancak bir startup için risklerin yanında belirsizlikler vardır. Yaptığınız, oluşturduğunuz ürüne talep olur mu, olmaz mı bilemezsiniz. Bilinmezlik ön plandadır. Şirketler yenilikçiliğin peşinde koşarken startup’lar yaratıcılığın peşinde koşarlar. Şirketler rekabetçidir, startup’lar ise paylaşımcı. Yerleşik şirketler bir şeyi, bir ürünü, bir hizmeti ilk yapan, ilk sunan olmak isterler, bu sebeple de rekabetçidirler. Startup’lar ise ilk olmaktan ziyade hızlı olmakla ilgilenirler. Deneme yanılma yöntemini kullanarak çok hızlı şekilde bir şeyler öğrenmeye, öğrendiklerini de bir o kadar hızlı uygulamaya koymak isterler. Startup’ları başarılı kılan da bu yaratıcılıkları, hızlı olmalarıdır.

Eski tip girişimcilik verimlilik odaklıydı. ‘Yaptığımız işleri daha az maliyetle, daha verimli nasıl yapabiliriz’ sorusuna cevap olacak çözümler üretmeye çalışıyorlardı. Yeni tip girişimcilik ise bundan çok farklı: yıkıcı, eski düzene bir tehdit oluşturan, modern ve verimliliği öngörülenden çok daha üst boyuta taşıyan bir sistemden bahsediyoruz. Startup’lar piyasadaki mevcut işleri anlamsız ve gereksiz kılacak işler yapmaya çalışır. Yerleşik şirketler ise tam tersine mevcut işleri sürdürme, iyileştirme, bu sayede de zirvedeki yerini koruma amaçlı stratejiler geliştirir.”

“Startup kurucusu iş adamından çok sanatçıya benzer”

Startup’larda yaratıcılığın önemini açıklayan Aygören, kurucuları ise sanatçılara benzetti: “Siz aslında çalışırken yaratıcılığınızı ön plana çıkarıyorsunuz; rasyonalite ve objektifliktense sübjektiflik ve yaratıcılık, büyük olmaktansa küçük ve esnek olup hızlı hareket etmek startup’ların özelliğidir. Küçük olup büyük etki yaratmaksa startup’ların amacıdır. Ölçeklenebilmenin tanımı budur.”

Eskiden bir şeyi yaparken “ilk olma”nın, şimdi ise “hızlı olma”nın önemli olduğundan bahseden Aygören, hızlı hareket etmenin bir startup’ın başarısı için elzem olduğunun altını çizdi. Startup’ların “Büyük düşün, küçük başla, hızlı hareket et” sloganıyla hareket etmesi gerektiğini söyleyen Aygören, başarılı olmak için “Don’t ask for permission, ask for forgiveness” (“İzin isteme, özür dile”) stratejisinin de birçok başarılı startup tarafından sıklıkla kullanıldığını belirtti.

“Sanayi 4.0 yerleşik şirketlerle değil, startup’larla gerçekleşecek”

Startup’ların her biri küçük ölçekte çalışıyor olsa bile paylaşımcılık prensibiyle bir araya geldiklerinde yerleşik şirketlerden çok daha büyük etkiye sahip olabileceklerini öne süren Aygören, Estonya’nın 2014 yılında başlattığı “e-Vatandaşlık” (e-Residency) sistemini örnek göstererek “Artık günümüzde dev kurumlar yerine küçük yapılar ön planda. Devletler bile bu sisteme ayak uyduruyor” dedi.

Startup’ları “21. Yüzyıl şirketi” olarak nitelendiren Aygören, mevcut işleri uygulamanın yanında sürekli bir yeni işler ve iş yapış yöntemleri arayışında olmanın startup’lar için olmazsa olmazlığının da altını çizdi. Büyük şirketler her ne kadar startup özelliklerini tam olarak gösteremese de belli oranda startup’lara benzeyebileceğini söyleyen Aygören, yalnızca şirketlerin değil üniversite gibi köklü ve yerleşik kurumların da Google, Facebook gibi şirketleri örnek alması gerektiğini belirterek “Büyük kurumlar için önemli olan startup gibi olabilmek ve öyle kalabilmek” dedi.

Önemli olan bilmek değil, öğrenmek

Yeni kurulan startup’ların veya startup gibi hareket eden yerleşik şirketlerin hata yapmaktan korkmadığını, bu sayede de çok hızlı öğrendiğini söyleyen Aygören, asıl önemli olan şeyin işe başlarken sahip olunan bilgi birikimi olmadığını, öğrenmenin ön planda olduğunu vurguladı: “Google her ne kadar 20 yıllık bir şirket bile olsa bu süre içerisinde o kadar hızlı öğrenme gerçekleştirdi ki şu anda belki 200 yıllık şirketlerden daha fazla bilgi birikimine sahip.”

Her işte olduğu gibi startup kurarken de birçok zorlukla karşılaşılabileceğini ancak girişimcilerin bu zorluklardan korkmaması gerektiğini de belirten Aygören, “Vazgeçenler her zaman başarısız olacaktır. Vazgeçmeyip uğraşmak, onlarca kez denemek gerek” dedi. Aygören konuşmasını Tesla Motors kurucusu ve CEO’su Elon Musk’ın bir sözüyle bitirdi: “Eğer başarısızlık yaşamıyorsanız yeterince hızlı inovasyon yapmıyorsunuz demektir.”

Oğuzhan Aygören’in konuşması ve sunumunun ardından seminer Teknoloji Transfer Ofisi’nden Girişimcilik ve İnovasyon Yöneticisi Barkın Arak’ın konuşmasıyla devam etti. Arak, Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi’ni ve girişimcilik süreçlerini anlattıktan sonra DreamBiGG projesini başarıyla tamamlayanları açıkladı ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki girişimcilik faaliyetlerinden söz etti.

Arak, Boğaziçi’ndeki girişimcilik sürecinin başlangıç, erken aşama, orta aşama ve ileri aşama olarak dört adımdan geçtiğini açıkladı: “Başlangıç aşaması fikir üretme aşamasıdır. Bu süreçte potansiyel seçilir ve ortaya çıkarılır. Erken aşama ise girişim aşamasıdır. Girişim hamlesinin ve ‘kuluçka’ sürecinin başlatılması ile eğitimleri, mentorlukları kapsar. Orta aşamada ise şirketleşme gerçekleşir. Girişimin şirketleştirilmesi, şirketin tutunması ve büyümesi bu aşamadadır. Son aşama da uluslararası açılım aşamasıdır. Şirketi uluslararası hale getirmek bu aşamada gerçekleşecektir.”

Mentor ağı, Dream BiGG, ISTKA (İstanbul Kalkınma Ajansı), Bern Kantonu işbirliği gibi projelerden de kısaca bahseden Arak, Boğaziçi’nde şimdiye kadar kurulan ve kurulacak olan “kuluçka”lardan ve buralarda yer alacak startup projelerinden bahsederek konuşmasını tamamladı.

Haber ve Fotoğraf: Kurumsal İletişim Ofisi