‘’Torpil Değil Networking’’: Çevre edinmenin püf noktaları…

İlişkiler hayatımızda nasıl rol oynar; yakınlarımız ve tanıdıklarımızdan daha fazla mı yardım alabiliriz yoksa daha uzak olduğumuz bağlantılar daha çok mu ‘’işe yarar’’? Doğru networking nasıl yapılır? İş hayatına yeni atılan genç mezunlara insani ilişkilerin önemini ve bu ilişkileri doğru ve profesyonel biçimde değerlendirmenin başarı kapısını nasıl açacağını anlatan ‘’Torpil Değil Networking’’ yeni mezunların ve kariyer belirleme sürecinin başındaki herkesin rehber kitabı olmaya aday. Boğaziçi Üniversitesi mezunu (’95) yazar, İK uzmanı İdil Türkmenoğlu ile bu alanda eğitimler veren Işıl Yaysever’in hazırladıkları kitap üzerine Türkmenoğlu ile konuştuk; doğru networking için önemli ipuçları aldık.

Ülkemizde uzun yıllardır geçerli olan bir algı söz konusu; o da iş ararken , bulurken genellikle yüksek mevkilerden birilerinin torpilinin gerektiği düşüncesi…Siz bu kitapta bu görüşü tamamen değiştiren bir bakış açısı öneriyorsunuz ve gençlere diyorsunuz ki ‘’İş hayatına atılırken en önemli beceri Networking’dir’’. Networking neden önemlidir, ne işe yarar sorusuyla başlayalım dilerseniz…

İdil Türkmenoğlu - Kitabımıza “Torpil Değil Networking” ismini vermemizin sebebi böyle düşünenlerinin sayısının oldukça fazla olması. Diğer yandan torpil sanılmasın diye network yapmaktan çekinenler de var. Ya da network yapanları torpil yaptı diye eleştirenler. Evet iki kavram da iş dünyasında insanlar aracılığı ile bir sonuç elde etmemizi sağlıyor ama aralarındaki fark dağlar kadar fazla.  Network kişinin yetenekleri, bilgi ve becerisini ön plana koyarak bizzat kendisinin tanışıp, takip ettiği bağlantılar sayesinde sonuca varmasını sağlar. Torpilde ise bağlantılar kendi statü ve gücünü kullanarak birbirleri ile iletişime geçerler. Kitabımızda bu ikisinin nasıl ayrılacağına ve iş ararken nasıl network yapabileceklerine dair çok örnek ve tavsiye var.

İnsanların çevrelerinden ne kadar beslendiğini, birlikte ne fırsatlar yaratabildiklerini çok defalar gördüm. Hiçbir zaman CV’m ile veya kendim başvuru yaparak iş bulmadım. Bütün eğitim ve danışmanlık işleri duyanlar, tanıyanlar, referanslar üzerinden geldi.  Networkümdeki kişilerle  birlikte işler  kurduk, derneklerde çalıştık, organizasyonlar yaptık, dünya çapında projeleri hayata geçirdik. “Bir”ken bin olduk. Şu an yaptığım işler de, sosyal girişimiz de, üniversite dersleri de hatta bu kitap dahi birbirini besleyen ilişkiler sayesinde... Yani insanlarla bağlantıda kaldığımızda ihtiyaçlarımıza uygun kaynaklara ulaşma olasılığımız artıyor. İster bu ihtiyacımız bir iş olsun, ister bütçemize uygun bir tatili planlamak, ister bir fikrimize yatırımcı bulmak olsun çevremiz bize bizim ulaşamadığımız her türlü kapıyı açabiliyor.

‘’Prens Charles ve Irvin Yalom’a altı adımda ulaştım’’

Kitapta çok ilginç bir teoriden bahsediyorsunuz; ‘’Altı Derece Uzak’’ teorisi... Yani dünyada aklımıza gelen herhangi birine, şöhretli olsun veya olmasın, sadece altı arkadaş uzağındayız…Bu teoriyi siz kendi kariyer yolculuğunuzda hiç denediniz mi, denediyseniz ne gibi tecrübeler edindiniz, bizimle paylaşır mısınız?

Evet gerçekten ulaşmak istediğiniz biriyle aranızda sadece altı, belki de daha az adım var.  Elden ele, tanımadığınız birine ulaşabilirsiniz. 1967'de Harvard'dan Sosyal Psikolog Stanley Milgram, tesadüfi olarak Omaha, Nebraska''dan seçtiği yaklaşık 300 kişiye mektuplar yollayarak, onlardan bu mektubu Boston'daki ''hedef'' kişiye sadece kişisel kontaktlarını kullanarak iletmesini istedi. Milgram, mektup yolladığı kişilere, ulaşmaları gereken kişinin ismini, yerleşimini, mesleğini vermişti. Nebraskalı 300 kişi Boston'dakini tanımasa da (ki tanımaları imkânsıza yakın), onu tanıma ihtimali olan kişiler aracılığı ile hedefe yaklaşmış. Aile bireylerinden biri, iş arkadaşı, okul arkadaşı vb. yardımı ile mektuplar seyahatlerine başlamış. Milgram, hedefe 60 zincirin ulaştığını görmüş. Bu zincirlerde de ortalama 6 basamak olduğu için, sonuç daha sonraları tiyatro oyunlarına, filmlere isim olan - Altı Derece Uzak (Six Degrees of Separation) olarak literatüre girmiş.  Bu deney 2003’te Colombia Üniversitesi tarafından 24.000 gönüllü ile tekrarlandı ve benzer sonuçlara ulaşıldı.  Bundan 3 yıl önce ise Facebook kendi üyeleri arasında konuyu ele aldı ve çıkan sonuca göre eğer Facebook üyesi iseniz herhangi bir Facebook üyesine 4 adımda ulaşma ihtimaliniz %95’in üstünde. Artık “6 Derece Ayrılık Teorisi” olarak adlandırılan ve defalarca kanıtlanan bu deney aslında yeryüzündeki herhangi bir insana ulaşmamızın şaşırtıcı derecede kolay ve hatta 6 adımdan bile kısa olduğunu kanıtlıyor. 

Ben bugüne dek istediğim herkese ulaştım. Bir iki uzak ve büyük isim vermek gerekirse Irvin Yalom ve Prens Charles diyebilirim…

Kitapta bahsettiğiniz bir diğer konu da zayıf bağların networking’deki önemi. Bunu biraz anlatır mısınız? Bağlarımızın zayıf olduğu kişiler, daha güçlü ilişkilerimizin olduğu kişilere kıyasla networking açısından neden daha önemli olabilir?

En yakınlarımızın bize yeni bir iş, yeni bir kaynak yaratamamalarına aslında şaşırmamak gerekir. Çünkü onlar bize bizim kadar çok benzeyen insanlar. Yani bizden bilgi, çevre, düşünce, duygu olarak pek de farkı olmayanlar. Bu benzerlikler ortak yanlarımızın artmasına ve daha da yakınlaşmamıza, bu yakınlaşma da benzerliklerimizin daha da çoğalmasına yol açar. Sonunda güçlü bağlarımız ile çevremiz, gittiğimiz yerler, okuduğumuz kitaplar, haber kaynaklarımız, hatta giydiğimiz giysiler bile benzer olur.

Prof. Granovetter, yeni fırsatların bizlerden farklı çevrelere dolayısıyla farklı haber kaynağı, ilgi alanı, bilgilere sahip olanlardan gelmesini “Zayıf Bağların Gücü” olarak tanımladı. Zayıf bağlarımız – yani az tanıdıklarımız, veya tanıdıklarımızın tanıdıkları - farklı kaynak ve bilgilere sahip olduğundan bizlere yeni kapılar açma olasılıkları daha fazla. Üstelik zayıf bağlarımızın sayısı güçlü bağlarımızınkinden doğal olarak daha fazla olduğundan bu bağlar arasında sayıca daha fazla haber, fırsat ve bilgi akıyor.

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki derslerinizde öğrencilerinize altı hafta içinde gerçek birine ulaşarak bu süreçte networking becerilerini test etmek imkanı sundunuz. Nasıl sonuçlar geldi? Öğrenciler en çok hangi noktalarda tıkandı veya başarı elde ettiler?

Işıl yıllardır profesyonellere Networking eğitimleri yapıyor. Networking’in ne kadar önemli ve gerekli bir beceri olduğunu biliyoruz hepimiz. Gençlerle Işıl’ı ve bu kavramı tanıştırmak istedim. Ardarda sekiz dönem boyunca bu derse konuk oldu. Becerileri aktardık ve ders sonunda da bu beceriyi kullanacakları bir ödev verdik. altı hafta içinde  spesifik bir isme ulaşmalarını istedik. Ama doğrudan sosyal medyadan yazmak, ya da internetten telefonunu bulup aramak değildi istediğimiz. Tanıdığının, tanıdığının tanıdığı aracılığı ile tanıştırılmalarını istedik. Yani o hedef kişi, kendisinin tanıdığı veya bildiği biri tarafından o öğrenci ile buluşturulmalıydı.

Ortalama 50 Boğaziçili şahane öğrenci, sekiz dönemden, yaklaşık 400 networking denemesi eder. İnanılmaz öğrenimler elde ettiler gençler. Bilgilerini sahada test ettiler, hangi yolların işe yaradığını, nerelerde zolandıklarını bize anlattılar. En çok dijital kanallar tarafından hayalkırıklığına uğradılar. Zayıf bağlarının azlığını farkettiler. Teorik bilgi yanında elimizde gençlerin pratik deneyimleri de olunca, hızla bu rehber kitabı oluşturmaya karar verdik.

CV gönderip beklemeyin, takip edin

Klasik iş arama sürecinde kurumlara CV göndermenin yeterli olmadığını, hatta başvurulara genellikle cevap bile alınmadığını gözlemliyoruz. Acaba kurumlarda adaylara yönelik süreçler neden genellikle hiç işletilmiyor?  Bu sadece Türkiye’de mi böyle, yurtdışında süreçler nasıl işliyor? Uzun yıllar İK alanında yöneticilik yaptınız ve bu anlamda engin tecrübeler edindiniz. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye’de de yurtdışında da gerçek ve iyi bir iş bulmak kolay değil ve çok rekabetçi. Adaylar CV’lerini gönderdikleri şirketle ilgili etrafındaki kişilerden bilgi alsınlar. Nasıl bir süreçleri var, kararlar nasıl alınıyor. CV’lerini gönderip bir kenarda beklemesinler. Takip etsinler. Zira iş yaşamı çok dinamik, öncelikler çok çabuk değişip, CV’leri bir dönem göz ardı edilmiş olabilir.  CV’lerinin kimin masasında olduğunu öğrensinler ve süreci bizzat takip etsinler. Olumsuz bir cevap gelse bile peki o zaman demesinler, CV’lerini gönderebilecekleri benzer firma veya sektör tavsiyesi istesinler. Çevrelerinden iş istemesinler, bağlantı istesinler.  Çalışanların referansı firmalar için kıymetlidir. Hatta biliyorsunuz bazı şirketler Çalışan Referansı (Employee Referral) programları yürütüyor. O şirkette çalışkanlığına, uygunluğuna referans olabilecek tanıdığı biri varsa, ilgili yönetici veya İK ile bağlantı kurmasını rica etsinler. Bu arada da o aracı kişiye de yük vermemek lazım. ‘’CV’m ektedir /ekteki linktedir’’ diye bir mesaj uygun olmaz. Detaylı biçimde neden uygun olduğunu ve ilgili diğer bilgileri mesajın içine ya da kapak sayfasına yazmak gerekir.

 

 

 

Galeri 2 Fotoğraf