Türkiye’de Sosyal Politikanın Dünü ve Bugünü

Akademinin birikimini akademi dışıyla buluşturmak üzere düzenlenen BU+ Etkinliklerinden olan Kitaplar Arasında, 21 Aralık Cumartesi günü Ayşe Buğra’yı ağırladı. Homer Kitabevi’nde gerçekleşen söyleşide, Ayşe Buğra “Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika” başlıklı kitabı üzerinden Türkiye sosyal politika tarihinin yoksulluğa yaklaşımı ve sosyal politikanın kurumsallaşma serüveni üzerine çalışmalarını paylaştı.
Kenan Özcan

Kenan Özcan

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu kurucularından ve Atatürk Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Buğra’nın ilk defa 2008 yılında yayımlanan ve geçtiğimiz yıl 9. Baskısı yapılan kitabı Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika kitabı Türkiye sosyal politika tarihinin ve araştırmalarının eleştirel bir analizini içeriyor. Türkiye’deki sosyal politika uygulamalarının yoksulluğa yaklaşımı ekseninde devlet-toplum ilişkilerinin Cumhuriyet tarihi boyunca geçirdiği dönüşümü de takip eden kitap, sosyal politika çalışmaları içim yayınlandığı tarihten bu yana önemli bir kaynak olma özelliğini koruyor.

“Sosyal politika sınıflı toplumda ortaya çıkar”

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu Merkez Müdürü Doç. Dr. Volkan Yılmaz’ın soruları ve değerlendirmeleriyle ilerleyen söyleşide Prof. Dr. Buğra ilk olarak sosyal politika uygulamalarının hangi koşullar altında ortaya çıktığını paylaştı: “Sosyal politika sınıflı bir toplumda ortaya çıkar ama onun yapısını zorlar, çünkü eşit yurttaşlığa yönelir. Bu gerginlik sonucunda sosyal politika kapitalizmin daha insani bir yaşam modeline doğru evrilmesini sağlayacak bir dönüşümde rol oynayabilir.” Buğra, kendi sosyal politika anlayışının birlikte yaşama modelinin daha eşitlikçi ve kapsayıcı olmasına yönelik çabalar alanı şeklinde ifade edilebileceğini de ekledi.

Kitabını yazarken izlediği yöntem hakkında da dinleyicilere bilgi veren Prof. Dr. Buğra, Cumhuriyet döneminde sosyal politikayla ilgili mevzuatları, meclis tutanaklarını ve bu gelişmeler hakkında gazetelerde yürütülen tartışmaları incelediğini belirtti. Kitabın başlığında “yoksulluk” ifadesi bulunsa da çalışmasında asıl olarak yoksulluğa bakışa odaklandığını açıklayan Buğra, bu yaklaşımın Türkiye’deki sosyal politika yaklaşımlarının bir tarihini de ortaya çıkarmış olduğunu belirtti.

“Sosyal politika tartışmalarında hayırseverlik dili hâkim”

Prof. Dr. Ayşe Buğra, iktisat tarihinin ülkenin dünya ekonomisi içinde nerede konumlandığıyla ilgili olduğunu belirterek, sosyal politika ve iktisat tarihinin kesişim dönemlerine dair izlenimlerini paylaştı: “1946 öncesi devletçi dönem sosyal politika çalışanlar açısından çok ilginç bir dönem. Bu dönemde kalkınma hamlesinden dolayı sosyal politikanın lüks olduğuna yönelik bir yaklaşım hâkim. Bu döneme dair yayımlanan raporlar sağlığa ve eğitime daha fazla kaynak ayrılabileceğini gösteriyor. Sosyal politikaya devletçi dönemde az kaynak ayrılmasını kalkınmanın önceliklendirilmiş olmasıyla açıklayabiliriz.”

Devletçi dönem olarak adlandırılabilecek 1946 öncesi dönemde sosyal politika tartışmalarında “hayırseverlik dili”nin öne çıktığını ifade eden Buğra, “Bu noktada sorulan soru ‘Devlet nerede?’ değil, ‘Zenginlerimiz nerede?’ olmuş. Haberlerde hep böyle verilmiş ve bu yaklaşım uzun bir süre devam ediyor,” ifadelerini kullandı. Yoksulluk söz konusu olunca akla hemen zenginlerin geldiğini ve bu yaklaşımın günümüzde de sürdüğünü belirten Buğra, hayırseverlik dilinin sosyal politika çalışanların duyarlı olması gereken bir konu olarak öne çıktığını vurguladı.

“Dayanışma kavramı sosyal politika bağlamından çıkarıldı”

Sosyal politikanın hak temelli ya da hayırseverlik bağlamı çerçevesinde uygulanması arasındaki ciddi farklara da işaret eden Buğra, hayırseverlik yaklaşımının kimin neye hakkı olduğunun iyi tanımlanmadığı bir armağan ilişkisi olduğunu vurguladı: “Devletçilik son dönemlerde çok eleştirildi ve karşılıklılık ilişkileri çok sevimli görüldü, dayanışma kavramı sosyal politika bağlamında çıkarıldı ancak dikkat etmek gerekir ki yüzyüze ilişkiler her zaman sevimli olmayabilir. Bu ilişki türü saf cömertlikten haydutluğa kadar gidebilecek uçları barındırır.”

Prof. Dr. Buğra, Avrupa ülkelerinde ise sosyal politika tarihinin yoksul yardımı şeklinde ortaya çıkmış olduğunu ve 16. Yüzyıl sonrasında tarımın çözülmesiyle ortaya çıkan şehir yoksulluğunun bu gelişmede önemli bir rolü olduğunu vurguladı: “Aslında şehir yoksulluğuyla karşılaşan şehirlilerin dehşeti laik sosyal yardımı ortaya çıkardı. Sosyal güvenlik sistemlerinin doğuşu ise çok daha geç oldu.” Şehirlilerin şehirde karşılaştığı yoksulluk sonucunda duyduğu tedirginlik ve korku halinin yoksulları ucuz iş gücü olarak kullanma haliyle çakıştığını belirten Buğra, bu gerginliğin sosyal politikayı gerektirdiğini ifade etti.

Sosyal politikanın siyaseti

Kitabın ilk defa yayımlandığı 2008 yılından bu yana gelişmekte olan ülkelerde sosyal politikanın çok tartışılan bir konu haline geldiğini belirten Prof. Dr. Ayşe Buğra, bu değişimin sosyal politika uygulamalarındaki paydaşları işaret eden sosyal politikanın siyaseti kavramı çerçevesinde anlaşılabileceğini ifade etti: “Sosyal politika doğruları ve yanlışları çok net olan bir alan değildir. Zorluklarından biri sağ/sol ayrımının her zaman işlememesi. Bu nedenle Türkiye özelinde sosyal politika çalışırken sağ politikanın aldığı biçimleri ayırmak lazım. Örneğin Demokrat Parti döneminde yoksulluktan bahsetmek çok tehlikeliyken, Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi zamanında söylem ve uygulama sağ liberal diyebileceğimiz ve hak temelli bir sosyal politika anlayışına doğru kayıyor.”

Kitabın ele aldığı önemli meselelerden biri olan gecekondu meselesi üzerine çalışmalarını da dinleyicilerle paylaşan Buğra, Türkiye’de gecekondu meselesini çalışırken E. P. Thompson’ın ahlakî ekonomi kavramından hareket ettiğini belirtti. Sözleşme ilişkilerine dayanmayan, piyasa modelinin dışında, müşterekler kavramının ve enformal karşılıklılık ilişkilerinin içinde bir unsur olarak gecekondu meselesinin ahlakî ekonominin tartışma kapsamına girdiğini ifade eden Buğra, “Türkiye’de devlet sosyal konut yapmıyor. Gecekonduların çoğu kamu arazisi içinde yapılmış ve bu kadar çok kamu arazisi olduğu için de Türkiye’deki gecekondular Latin Amerika ve Güney Asya ülkelerindeki gibi teneke damlı, plastik kulübeler şeklinde değil,” ifadelerini kullandı. Gecekonduların 1980’li yıllardan sonra tepki görmeye ve suç mahalleleri olarak görülmeye başladığını paylaşan Prof. Dr. Ayşe Buğra, bu tepkiyle gecekonduların sürdürülemez oluşunun anlaşıldığını ve ardından kentsel dönüşüm politikalarının geldiğini ifade etti.

Türkiye’de sosyal politika hangi fırsatları kaçırdı?

Doç. Dr. Volkan Yılmaz’ın sorusundan hareketle Türkiye sosyal politika tarihinin kaçırdığı fırsatlara da değinen Prof. Dr. Ayşe Buğra, “Erken Cumhuriyet döneminde gerçekten bir sosyal seferberlik yapılabilseydi sadece sosyal politika tarihi değil, siyasi tarih de farklı olurdu ya da 1970’li yıllarda sol hareket ciddi bir varlık sahibiyken yoksulluk sorununu küçümsemeseydi bugün bu hareketin yeri de farklı olurdu,” ifadelerini kullandı.

Yakın tarihte uygulanan sosyal politika yaklaşımıyla ilgili olarak ise “Vergilere dayanan, emeklilik ve sağlık hakları içeren, hak temelli ve sosyal yardımların istihdamı caydırmayacağı bir sistem kurulabilirdi. Onun yerine gelen model ise maliyeti çok artırabilecek ve yoksul yardımlarının değişme potansiyeli göstermediği bir model. Yine de sosyal yardım alanlar açısından bu yardımlar hiç önemsiz değil, yardımların onlar için ne anlama geldiğini de görmek lazım,” ifadeleriyle görüşlerini paylaştı.