Web kameralı sınıflarla daha yakınız

Boğaziçi Üniversitesi’nde salgın nedeniyle çevrimiçi eğitimler devam ederken, bir grup akademisyen sınıflarında tahta kullanmaya olanak tanıyan pratik teknoloji sayesinde canlı yayında ders anlatıyor. Kurulan sistemle öğrenciler, akademisyenleri yüzyüze dersleri anımsatan bir şekilde sınıflarında takip ederken, eğitimciler de daha özgür ve canlı hissettiklerini söylüyor.
Kenan Özcan

Boğaziçi Üniversitesi’de dersler Koronavirüs salgını nedeniyle çevrimiçi ortamda sürüyor. Bazı akademisyenlerse birkaç hafta önce sınıflara yerleştirilen kameraları ve özel perde sistemlerini kullanarak, derslerini yüz yüze eğitime daha çok benzeyen bir yöntemle anlatmayı tercih ediyor. Kurumsal İletişim Ofisi, bu yöntemi uygulayan Boğaziçi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği öğretim üyeleri Prof. Dr. Bülent Sankur ile Prof. Dr. Yağmur Denizhan'ın dersine konuk oldu. Bilim insanları, yüz yüze eğitim kadar olmasa da, bu yöntemle çok daha canlı ve özgür hissettiklerini belirtirken, öğrencilerinden de olumlu tepkiler aldıklarını söylüyor.

“SALGINDAKİ EN İYİ ÇÖZÜM”

Kendi sınıfında sekiz metrelik tahtayı kullanmanın ve yüzyüze eğitimdeymiş gibi hareket edebilmenin çok daha tatmin edici olduğunu dile getiren Prof. Sankur, tecrübesini şu sözlerle anlatıyor:

“Derslerin kendine ait dinamiği olur. Ama Zoom üzerinden yapılan derslerde masanızda sabit bir şekilde oturarak, dersinizi anlatıyorsunuz. Bunu ders anlatma kalitesi ve öğrenciler açısından çok uygun bulmuyorum. Sınıflara kurulan bu sistemle, sekiz metrelik tahtayı rahatça kullanabilmek çok güzel. Yüzyüze eğitim kadar iyi olmasa da, çok daha doğal ve canlı olan bu yöntemi kullanmayı tercih ediyorum. Yüz yüze eğitimle ile çevrimiçi eğitim arasında bulunabilecek en optimum çözüm bu diyebilirim” diye konuşuyor.

Prof. Dr. Bülent Sankur, yöntemin öğrenciler tarafından da olumlu karşılandığını da sözlerine ekliyor. Bilim insanı ayrıca öğrencilerini, tahtanın karşısına kurulan perdede takip edilmenin ders tecrübesine olumlu katkılar sağladığını vurguluyor.

“YAŞADIĞIMI HİSSETTİM”

Aynı bölümde çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Yağmur Denizhan da bu yöntemi tercih ediyor. Prof. Denizhan, Zoom üzerinden düzenlenen klasik çevrimiçi eğitimlerde sadece yüzün göründüğünü ve bu nedenle kendini zaman zaman felç olmuş gibi hissettiğini anlatıyor:

“Bilgisayarın karşısına oturup, sadece yüzünüzün göründüğü online eğitim bana boynumdan aşağısı zaman zaman felç olmuş gibi hissettiriyor. Şimdi hareket edebiliyorum ve tahta bana ait. Klasik çevrimiçi eğitimde önceden her şeyi hazırlamanız gerekiyor. Bu da oldukça yorucu bir süreç. O an istediğim bir şeyi yazabilmeyi seviyorum. Şimdi, istediğim gibi hareket ederek ve doğal jestlerimi kullanarak ders anlatınca yaşadığımı hissettim.”

Prof. Denizhan, Zoom üzerinden yapılan derslerin, birçok açıdan eksikleri olduğunu, bu yöntemin yeterince kapsayıcı olamayabileceğini da belirtiyor. Prof. Dr. Denizhan, “Sadece yüzünüzün göründüğü, tahta kullanmadığınız anlatımlar, konferans ve seminer gibi etkinliklerde kullanılabilir. Bu tarz etkinliklerde 20 dakikalık sunumlarda olabildiğinde kompakt hale getirilmiş bilgiyi paylaşarak, izleyiciye fikir verebilirsiniz. Ancak bu, derslerde ne yazık ki yeterli olmuyor. Ders anlatmak için tahta gerekiyor” diyor.

PRATİK SİSTEM

Boğaziçi Üniversitesi'nde sınıflara pratik bir şekilde kurulabilen sistem, sınıflarda bulunan ve uzaktan kontrolle harekete edebilme özelliğine sahip kamerayı ve buna entegre olarak çalışan mikrofonları kullanılıyor. Tahtanın karşısına kurulan perdeye yansıtılan öğrencilerin yüzleri ise, akademisyeni bilgisayarının ekranına bakmak zorunda bırakmadan sınıf içinde istediği yerden ders anlatabilmesine imkan veriyor.