Yeşim Özsoy (BÜ’95): “Ayakta kalmak için hayat pratiğimizin içinde olan her şeyle tiyatro yapmak zorundayız”

İzolasyon günlerinde izlenemeyen filmlere ve okunamayan kitaplara sıra gelirken pek çok tiyatronun arşivini açmasıyla artık kaçırılan oyunlara da erişilebiliyor. Arşivlere ulaşmanın tiyatronun evin dışına çıkmayı gerektiren yegâne sanat dalı olma özelliğini nasıl etkileyeceği tartışılabilir, ama oyuncu, yönetmen ve oyun yazarı Yeşim Özsoy’un (BÜ’95) da belirttiği gibi tiyatroda dijitalleşme oyunun video kaydından ibaret değil. Özsoy’un hem oynadığı ve yönettiği hem de Ferdi Çetin’le birlikte yazdığı ve 17-24 Haziran 2020 tarihleri arasında online gösterimi yapılan “Yüz Yılın Evi” isimli oyun, dijital tiyatronun özgün bir örneğini oluşturuyor.

https://galataperform.com/oyun/yuz-yilin-evi/

Evlere kapanılan bugünlerde zor günler geçiren tiyatrolar için dijitalleşme yeni alternatifler sunabilir mi, özel tiyatrolar bugünleri nasıl atlatabilir? Galata Perform’un kurucusu ve Tiyatro Kooperatifi Başkan Yardımcısı Yeşim Özsoy’a sorduk.

Boğaziçi Üniversitesi’nden 1995 yılında mezun olan Yeşim Özsoy, Boğaziçili olma hayaliyle geldiği Sosyoloji Bölümü’nde okurken bir yandan Stüdyo Oyuncuları’na katılıyor ve lisans üstü eğitimini de belirleyen bir yola giriyor. Sosyoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra Columbia Üniversitesi, Sarah Lawrence Koleji gibi okullardan oyunculuk, tiyatro teorisi ve yönetmenlik dersleri alan Özsoy, Northwestern Üniversitesi Gösteri Araştırmaları Tiyatro Teorisi Bölümü’nde de yüksek lisansını tamamlıyor.

Geleneksel bir tiyatro eğitimi olmasa da Boğaziçi Üniversitesi’nde aldığı sosyoloji eğitiminin kavramlar üretmesinde çok işe yaradığını belirten Özsoy, “Kavramlar üzerinden bir şeyler oluşturmayı çok seviyorum ve oyunlar de genelde böyle çıkıyor,” diyor.

“Disiplinler arası bir oyun atmosferi yaratmaya çalışıyoruz”

2001’de İstanbul’a döndükten sonra “Ve Diğer Şeyler Topluluğu”nu kuran Özsoy’a “diğer şeyler”in neler olduğunu sorduğumda şöyle yanıt veriyor: “Benim aslında ‘Kırmızı Elma ve Diğer Şeyler’ isimli bir performansım vardı ve topluluğun adı da ilk çıktığımızda böyleydi. Sonra bu ismin çok uzun olduğunu görüp sadece ‘Ve Diğer Şeyler Topluluğu’ olmasına karar verdik.”

Yine de “diğer şeyler”in altında tiyatroya ve özellikle oyun yazarlığına farklı bir gözden bakmak yatıyor: “2004’ten itibaren Galata Perform çatısı altında varız. Yeni metinler ve yeni teknolojilerle uğraşıyoruz, farklı disiplinleri bir arada gördüğümüz bir oyun atmosferi yaratmaya çalışıyoruz. Yurt dışından yazarların geldiği atölyelerimiz de oluyor ve atölyelerde ortaya çıkan oyunları da festival yaparak sahneliyoruz”

Türkiye’nin ilk oyun yazarlığı festivali

Galata Perform bünyesinde 2012 yılından bu yana her yıl düzenlenen “Yeni Metin Yeni Tiyatro” projesi, herhangi bir tiyatro eğitimi sınırlaması olmadan her yaştan yazara kapılarını açıyor ve sezon boyunca katılımcıların yazdıkları oyunların “Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali” ile sahneye taşınmasını sağlıyor: “Bu festival Türkiye’de bir ilk, yeni yazarlar ilk yazdığı metinleri sahneleyebiliyor. Üniversitelerde uzun yıllardır verilen güçlü bir dramaturji eğitimi var ama üniversite formasyonu dışında oyun yazarlığı eğitimi veren yer çok az. Biz atölyeye katılımcıları kabul ederken belirli bir disiplinden olmalarını beklemeden sadece yazabiliyor mu diye bakıyoruz.”

Özsoy, “Yeni Metin Yeni Tiyatro” projesi ve festivalinin yeni yazarlara alan açılmasını hedeflediğini söylüyor ve ekliyor: “Özgün bir tiyatroya ulaşmak için buna ihtiyacımız var.” Kasım ayında 9.su gerçekleşecek festivalin atölyelerinden gösterimlerine tüm etkinlikleri bu defa online gerçekleşecek, bu yılın teması ise “gelecek.”

1918’den 2018’e Ulus Ötesi Düşünmek

“Yüz Yılın Evi”nin uluslararası bir proje kapsamında ortaya çıktığını belirten Özsoy, oyunun yaratım sürecini şöyle anlattı: “Galata Perform olarak 2015’ten beri Berlin’deki Maxim Gorki tiyatrosuyla bir ortaklığımız var. Bu ortaklık “Under National Affairs” ismini verdikleri ve “ulus kavramının dışında” şeklinde çevirebileceğimiz bir tema çerçevesinde farklı ülkelerden tiyatroların birlikte üretim yapmalarını talep eden bir projenin ayaklarından biri. Yüz Yılın Evi oyunu da “Perili Evler” (Haunted Houses) üst başlığıyla Türkiye, Bulgaristan, Yunanistan, Ukrayna, Rusya, İsviçre ve Almanya’dan birer tiyatronun ortaklığında, “Savaş veya Barış: Tarihin Kesişmeleri 1918-2018) Festivali” kapsamında geliştirilmiş çok uluslu bir prodüksiyon aslında.”

“Bu festival 1918 ve 2018 arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyor ve 1918’de başlayan imparatorlukların parçalanarak ulus devletlerin kurulmasını sürecinin bugüne izdüşümlerini araştırıyordu. Bir araya geldiğimiz ülkelerden Bulgaristan ve Yunanistan’la tarihsel hafıza anlamında büyük ortaklıklarımız var, biraz da ‘Bir Türk, Yunan ve Bulgar bir araya gelirse ne olur?’ şakası gibi oldu. Bu ortaklıkları sanatsal bir bakışla nasıl işleyebiliriz diye düşündük ve o noktada ev kavramı ve evimizin neresi olduğu, nerede evimizde hissettiğimiz sorusu öne çıktı.”

“Hepimizin geçmişle güçlü bağları var”

Yeşim Özsoy’un aile tarihinden yola çıkarak eski bir konağın dönüşüm hikâyesini anlatan oyunda, gerçek ile kurgu iç içe geçiyor ve tek kişilik performansıyla sahnede yer alan Yeşim Özsoy hikâye anlatıcılığı rolünü müzik ve video ile paylaşıyor. Özsoy’a böyle bir oyun yazma fikrini getiren ise yıllardır hikâyelerini anlatan 1919 doğumlu anneannesi olmuş: “Zaten bir süredir anneannemin videolarını çekiyor, sesini kaydediyordum. Kendi geçmişiyle ilgili çok sayıda hikâyesi var, büyük dedeleri sarayda hizmetliymiş ve bize hep zamanında yaşadığı bir konaktan, o konağın eşyalarından bahsederdi. Aslında bütün oyun da Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte bu konağın ve konakta yaşayan erkekler ölünce yalnız kalan kadınların hikâyesi.”

“Hikâye kadınların yalnızlaşması, konağın kiralanması, yavaş yavaş eşyaların satılması ve 1950’li yıllarda konağın istimlak edilmesiyle yıkılması duraklarından geçiyor. Konağın yerine bugünkü Zeynep Kamil Hastanesi’nin modern bölümü yapılıyor. Bu hikâye beni çok etkilemişti, zaten hepimizin geçmişle güçlü bağları var. Bu mesele Türkiye’nin Doğu-Batı, geçmiş-gelecek, gelenek-modernite arasındaki sıkışmışlığıyla da çok örtüşüyor. Geçmişi tutmak istiyoruz ama yerine ne koyacağız? Bence aslında bu Türkiye’de herkesin düşünmesi gereken bir soru.”

“Yüz Yılın Evi”nin eşyaları konuşursa ne anlatır?

2019 Edinburg Fringe Festivali’ne de katılan ve The Guardian’a göre festivale katılan 3500 gösteri arasında görülmeye değer ilk 10 gösteriden biri olarak listeye giren “Yüz Yılın Evi,” Osmanlı gösteri sanatlarındaki meddah geleneğini modernle buluşturuyor ve halıdan vazoya tarihe tanıklık eden bir konaktaki eşyaların sesini duymamızı sağlıyor: “Bu oyunun ana odak yapısı meddah geleneğinden geliyor, zaten benim yüksek lisans tezim de Osmanlı gösteri sanatlarının Cumhuriyet’e geçişteki dönüşümü üzerineydi. Meddah eşyaları, hayvanları, her şeyi canlandıran ve konuşturan ve hikâye anlatıcısıdır. Ben de bu oyunda konağın eşyalarının konuştuğunu hayal ettim ve sahnede beni meddah olarak görmeseniz de kullandığım teknik aynı.”

Tiyatronun da dijitali olur mu?

Aynı zamanda Tiyatro Kooperatifi’nin başkan yardımcılığını yürüten Özsoy, tiyatronun diğer sanat dalları içinde pandemi karşısındaki daha kırılgan halini şu ifadelerle anlatıyor: “Bütün sektörler çok zor durumda ama evden algılayamadığımız yegâne sanat dalı tiyatro. Müzik, sinema, edebiyat… Bunların hepsini günümüz insanı evinde de algılayabiliyor, illa canlı bir konsere ya da sinemaya gitmesi gerekmiyor. Edebiyat zaten tamamen kişisel alan içinde değerlendiriliyor. Tiyatronun burada ayrışıyor ve güzel olan da bu zaten.”

“Bir yandan da seyircisiz tiyatro, oyuncusuz tiyatro, performans sanatı gibi şeyler var ki bunlar zaten dünya tiyatrosunda yeni kavramlar değil. Tiyatroda dijitalleşme de yeni bir şey değil, dijitalleşme deyince insanların aklına sadece sahnedeki oyunun video haline getirilmesi geliyor, ama aslında oyunu videoya taşırken yeni bir yaratı oluşturuyorsunuz. Artık yeni formlar da görebiliriz. Sanal gerçeklik, Zoom üzerinden gerçekleştirilen performanslar, radyo tiyatrosu…”

Yeşim Özsoy’a göre tiyatro sadece sahnede olmak zorunda değil ve tiyatronun dijitale taşınması da teatral olanın dijital alanda aranışına denk düşüyor: “Tiyatronun sahnede kalması konusunda diretenler olsa da içinden geçtiğimiz günler gösterdi ki ayakta kalmak için hayat pratiğimizin içinde olan her şeyle tiyatro yapmak zorundayız.”